Bu bir soru değil aslında; bir hüküm. Taşın toprağın değil,
insanın yargılandığı bir hüküm.
Deprem yoktu… Yer titremedi belki. Faylar suskundu. Ama ev yıkıldı. Çünkü o evin harcına vicdan katılmamıştı. Çünkü kolonlar yalnız betondan değil,
yalandan da yapılmıştı. Çünkü imza atılan kâğıtlar, gece rahat uyuyabilmek için gündüz görmezden gelinen gerçeklerle doldurulmuştu. Ve sonra, bir gün, ev çöktü. Sadece duvarlar değil;
umutlar,
hayatlar,
yarınlar çöktü.
Mahsunî Şerif’in sözü, depremi yerin altından alıp insanın içine taşır. Asıl sarsıntının fay hatlarında değil,
ahlak hatlarında olduğunu fısıldar. Çünkü deprem doğanın işidir; ama yıkım çoğu zaman
bizim. Mühendisin sustuğu, müteahhidin çaldığı, denetçinin görmediği, komşunun “bana dokunmayan” dediği her yerde, enkaz çoktan kurulmuştur.
Bizde felaketler hep “kader”e bağlanır. Kader denir, geçilir. Oysa kader diye diye
sorumluluğu gömdük toprağa. Kader diye diye çürük demiri sağlam diye sattık. Kader diye diye çocukların odasını mezara çevirdik. Sonra da kameraların önünde ağladık. Gözyaşı boldu;
hesap yoktu.
En acıklısı da şu: En büyük enkazlar bazen görünmez. Bir annenin “Keşke”sinde, bir babanın suskunluğunda, bir çocuğun yarım kalan cümlesinde durur. Beton kaldırılır, sokaklar açılır; ama
güven geri gelmez. Çünkü güven, bir kez yıkıldı mı, yeniden inşa edilmesi en zor yapıdır.
Mahsunî Şerif halkın vicdanıdır. Onun türkülerinde ağlayan sadece saz değildir;
toplumun kalbi titrer. “Deprem yoktu, neden evim yıkıldı?” derken, hepimize dönüp şunu sorar:
Sen ne yaptın?
İmza atarken düşündün mü? Göz yumarken utandın mı? “Herkes böyle yapıyor” derken, bir canın ağırlığını omzunda hissettin mi?
Bu ülkede her yıkımdan sonra aynı sözler söylenir: “Bir daha olmayacak.” Ama olur. Çünkü unutmak kolay, yüzleşmek zordur. Çünkü sorumluluk almak, bir kolon kadar sağlam durmayı gerektirir. Oysa biz, yük bindikçe eğilen kolonları tercih ettik; ucuzdu, sessizdi, itiraz etmiyordu.
Belki de artık şunu kabul etmeliyiz:
Deprem yokken de evler yıkılır.
Yalan varken, rüşvet varken, suskunluk varken yıkılır.
Ve enkazı kaldırmak, sadece kepçeyle değil;
vicdanla olur.
Mahsunî Şerif’in sözü acıdır; ama şifası da içindedir. Çünkü doğruyu işaret eder: Eğer en büyük enkazı insan bırakıyorsa,
en sağlam yapıyı da insan kurabilir. Yeter ki bir gün, gerçekten, “Deprem yoktu” demeyi bırakıp, “Biz vardık” diyebilelim.... Yazar ; Faik Balkan DEMİRSU