Nusaybin’de yaşanan son olay bir “an”, bir “görüntü” ya da geçiştirilecek bir “prosedür” değildir. Orada indirilen şey sadece bir bayrak değil; devlet ciddiyeti, kamu aklı ve toplumsal hassasiyettir. Ne olduğunu anlatmak kadar, nasıl olabildiğini sormak zorundayız.
Çünkü bu ülkenin en hassas coğrafyalarından birinde, geçmişi acılarla, çatışmalarla ve kırılgan dengelerle dolu bir ilçede yaşanan bu olay, “yanlış anlaşılma” parantezine
sığmaz. Nusaybin, sıradan bir yer değildir. Her adımı ölçülerek atılması gereken bir yerdir. Tam da bu yüzden yapılan her hata, iki kat sorumluluk taşır.
Yetkililer yine konuştu. Açıklamalar yapıldı. Her zamanki gibi kelimeler özenle seçildi, cümleler yumuşatıldı. Ama kimse şunu net biçimde söylemedi: Bu olay neden öngörülemedi? Kim, hangi akılla, hangi toplumsal gerçekliği göz ardı ederek bu tabloya izin verdi?
Bayrak bu ülkede bir formalite değildir. Hele ki Nusaybin’de hiç değildir. Bunu bilmemek cehalettir, bilip de görmezden gelmek ise daha vahimdir. İnsanların tepkisi “aşırı hassasiyet” değil, yaşanmışlıkların doğal sonucudur. Bu refleksi küçümseyenler, meseleyi anlamak istemeyenlerdir.Asıl tehlikeli olan ise bu tür olayların artık “alışılmış” gibi sunulmasıdır. Bir ülkede semboller bu kadar kolay tartışma konusu oluyorsa, orada sorun sembolde değil, yönetim reflekslerindedir. Çünkü devlet, en çok sembolleri doğru okuduğunda güçlüdür.
Nusaybin’de yaşanan, bir bayrak meselesi değildir; bu, akıl, özen ve sorumluluk meselesidir. Ve bu sorumluluk, açıklama yaparak değil, hesap vererek taşınır. Aksi halde bugün Nusaybin’de konuşulan bu olay, yarın çok daha büyük kırılmaların habercisi olur.
Bazı hatalar vardır, telafisi olur.
Bazıları vardır, unutulur.
Ama bazıları da vardır ki “bir daha olmamalıydı” cümlesiyle anılır.
Nusaybin’de olan tam olarak budur. Haber Editörü ; Cem Bayram SEÇEN