DOLAR 48,84710,12%
EURO 55,39990,06%
ALTIN 6.740,800,33
BITCOIN 0%
Bursa
18°

KAPALI

SABAHA KALAN SÜRE

yonetimix

yonetimix

25 Eylül 2026 Cuma

Netanyahu’nun Erdoğan’a sözlerine Ankara’dan tepki: ‘Hadsiz ve alçak’

Netanyahu’nun Erdoğan’a sözlerine Ankara’dan tepki: ‘Hadsiz ve alçak’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

BM kürsüsünden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ‘tiran’ diye nitelendiren Netanyahu, Türkiye’yi Hamas liderlerine ev sahipliği yapmakla suçladı. İletişim Başkanı Duran sözleri ‘hadsiz ve alçak’ olarak tanımlarken, AK Parti Sözcüsü Çelik, Netanyahu’yu soykırımla suçladı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan sözlerine Türkiye’den tepki geldi. Netanyahu, Türkiye’yi “Yahudi karşıtı yalanlar” yaymakla suçladı ve Erdoğan’ı “tiran” diye nitelendirdi. İletişim Başkanı Burhanettin Duran, açıklamaları “hadsiz ve alçak” olarak tanımlarken, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de Netanyahu’yu sert sözlerle eleştirdi. Konuşma sırasında çok sayıda ülkenin temsilcisi salonu terk etti. Bazı delegeler Netanyahu’yu yuhalayarak protesto etti. İletişim Başkanı Duran, Netanyahu’nun BM kürsüsünü Türkiye ve Erdoğan’a yönelik “mesnetsiz suçlamalar” için kullandığını belirtti. Duran, “Hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından yakalama kararı çıkarılmış soykırımcı Netanyahu’nun BM kürsüsünü Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan’a yönelik mesnetsiz suçlamalar için kullanması, Birleşmiş Milletlerin temsil ettiği barış, hukuk ve diyalog idealleriyle bağdaşmamaktadır,” dedi. Netanyahu’nun ifadelerini “hadsiz ve alçak” olarak nitelendiren Duran, “Bu sözler Gazze’de yaşanan insani felaketi ve uluslararası hukuk önündeki süreçleri görünmez hale getiremez. Bu durum, uluslararası toplum tarafından da görülmektedir ve Netanyahu hiç olmadığı kadar izole hale gelmiştir,” açıklamasında bulundu. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ise CNN Türk yayınında, “Bu sözleri söyleyen kişi bir katil, soykırımcı bir kişi. Bu suçu işlemekle kalmıyor, soykırım suçu işlediğini defalarca anlatıyor,” diye konuştu.

Netanyahu, Erdoğan hakkında ne söyledi?

Netanyahu, konuşmasında Türkiye’ye ile ilgili olarak, “Yahudi karşıtı yalanları geniş çapta yayan bir diğer ülke de Türkiye. Erdoğan bir tiran. Aynı zamanda Hamas’ın terör liderlerine de ev sahipliği yapıyor,” dedi. Erdoğan’ı binlerce Kürt sivili öldürmekle, Ermeni soykırımını inkâr etmekle, gazetecileri ve muhalefet liderlerini hapse atmakla suçlayan Netanyahu, tutuklamalar konusunda, “Aslında sanırım bu konuda dünya rekoru onda. Buna karar vermek kolay değil. Ama bence bir numara,” ifadelerini kullandı. Netanyahu ayrıca Erdoğan’ı Kıbrıs’ın kuzeyini “yasa dışı biçimde işgal etmekle” ve NATO üyesi Yunanistan’a karşı düzenli olarak ihlallerde bulunmakla suçladı. Erdoğan’ın “şimdi de Suriye’yi ele geçirmek istediğini” öne süren Netanyahu, Erdoğan’ın neredeyse her gün İsrail’in yok edilmesi çağrısında bulunduğunu ve Kudüs’ün yöneticisi olacağını söylediğini iddia eden Netanyahu, şöyle devam etti: “Hayır efendim, olmayacaksınız. Burası bizim ülkemiz, bizim şehrimiz, bizim ebedi başkentimiz.”

Delegeler salonu terk etti

Netanyahu’nun konuşması sırasında dünyanın farklı bölgelerinden gelen onlarca temsilci Genel Kurul salonundan ayrıldı. Bazı delegeler yuhalayarak tepki gösterirken, Netanyahu’nun beraberindeki heyet ayağa kalkarak alkışladı. Oturum başkanı salonda düzeni sağlamaya çalıştı. Netanyahu, salonu terk edenlere yönelik, “Bu salonu henüz terk etmemiş başka ahlaki korkaklar varsa, lütfen şimdi bunu yapsınlar,” dedi. Konuşmasında New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani’yi de hedef alan Netanyahu, Mamdani’yi “antisemitik” olmakla suçladı. Netanyahu, “Bu şehrin belediye başkanı seçildiğinizden beri pek çok Yahudi artık kendini güvende hissetmiyor,” iddiasında bulundu. Mamdani ise Netanyahu’nun sözlerine, “Netanyahu konuşmasını, Filistinlilere yönelik soykırımını aklama amacı taşıyan asılsız yalanları tekrarlamak için kullandı,” yanıtını verdi.

Erdoğan İsrail’i hedef aldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül 2026’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı hitapta İsrail’in Gazze’ye yönelik operasyonlarını sert bir dille eleştirerek yaşananları devlet terörü olarak nitelendirmişti. Filistin Direniş Hareketi’nin barış planını kabul etmesine rağmen İsrail hükümetinin işgali durdurmaya yanaşmadığını belirten Erdoğan, “Yalnızca Gazze’de son 3 yılda, çoğu çocuk ve kadın 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu” diyerek bölgedeki durumu “Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır” sözleriyle tanımlamıştı. İsrail hükümetine yönelik eleştirilerinde “Karşımızda; öldürmeye doyamayan, soykırımcı bir zihniyet var” ifadelerini kullanan Erdoğan, uluslararası topluma somut adım atma çağrısında bulunmuştu. “Batı Şeria’da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs’te, Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişimi engelleniyor” diyen Erdoğan, üye ülkelere “Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum” şeklinde seslenmişti.

İngiltere ve Fransa’ya sömürgecilik eleştirisi

Netanyahu’nun hedefinde İsrail’e yönelik eleştirilerini artıran İngiltere ve Fransa da vardı. İki ülke, işgal altındaki Batı Şeria’da üretilen İsrail ürünlerine yönelik sınırlı yaptırımlar uygulamıştı. İngiltere ve Fransa’nın sömürgecilik geçmişine atıfta bulunan Netanyahu, “İsrail’i, o küçücük İsrail’i sömürgecilikle suçluyorlar; hem de ne sömürgecilik… Peki bizi kim suçluyor? Aralarında İngiltere ve Fransa’daki insanlar da var. Allah aşkına, bu terimi icat eden bizzat kendileriydi,” dedi. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un geçen yılki BM Genel Kurulu’nda Batılı ülkelerin Filistin devletini tanıma girişimine öncülük etmesi de iki lider arasındaki ilişkileri germişti. İran’ı ise “katil bir diktatörlük” olarak nitelendiren Netanyahu, İsrail ve ABD’nin yaklaşık yedi aydır sürdürdüğü saldırıların Tahran’ın nükleer silah geliştirme kapasitesini durdurduğunu savundu. Netanyahu konuşması sırasında, İsrail istihbaratının Hizbullah üyelerine gönderilmeden önce patlayıcı yerleştirdiği iddia edilen cihazlara benzeyen bir çağrı cihazını da havaya kaldırdı. Söz konusu cihazların patlatılması, Hizbullah üyelerinin yanı sıra çevredeki sivillerin de ağır yaralanmasına yol açmıştı. Haber ; Cem Bayram SEÇEN

Devamını Oku

Fon soruşturmasında 14 kişi daha tutuklandı: İsviçre’ye para transferleri inceleniyor

Fon soruşturmasında 14 kişi daha tutuklandı: İsviçre’ye para transferleri inceleniyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sermaye piyasalarındaki işlemlere yönelik soruşturmada, tutuklama talebiyle adliyeye sevk edilen 17 kişiden 14’ü tutuklandı. Üç kişi adli kontrolle serbest bırakılırken, soruşturmada İsviçre’deki hesaplara yapılan para transferleri de inceleniyor.

Sermaye piyasalarında gerçekleştirilen işlemlere yönelik fon soruşturmasında 14 kişi daha tutuklandı. Tutuklama talebiyle adliyeye sevk edilen 17 şüpheliden üçü ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Soruşturmada Tera Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Emre Tezmen, yöneticiler Emre Alkin, Kerem Alkin ve Alper Öztürk ile Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan da tutuklanan isimler arasında bulunuyor. Pusula Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yazır ise 15 Eylül’de tutuklanmıştı. 22 Eylül’de Katılımevim ile bağlantılı 15 kişi hakkında daha gözaltı kararı verilmişti. Adalet Bakanı Akın Gürlek, aynı gün yaptığı açıklamada soruşturma kapsamında hakkında adli işlem başlatılan kişi sayısının 50 olduğunu bildirmişti. Hakimlik şu 14 kişinin tutuklanmasına karar verdi: “Furkan Baki, Murat Keçeci, Ramazan Erbey, İlhan Aygül, Salih Can Bülbül, Selçuk Kahya, Uğur Akkafa, Samet Çetinel, Celal Yarız, İsmail Ege, Mehmet Yıldırım, Lütfi Çetinel, Berkan Gülen ve Mehmet Erbey”

İsviçre’deki hesaplara 40 milyon dolarlık transfer

Soruşturma kapsamında iki fon yöneticisinin banka hesaplarından İsviçre’deki hesaplara yaklaşık 40 milyon dolar transfer edildiğinin tespit edildiği belirtildi. İlk tespitlere göre, Pusula Holding Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Turhan’ın hesabından İsviçre’deki bir hesaba 15 milyon dolar, Pusula Portföy Yönetimi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Muhammed Yazır’ın hesabından ise 25 milyon euro aktarıldı. Para hareketlerinin, fonların iade ödemelerinde temerrüde düştüğü 15-16 Eylül 2026 tarihlerinden önce gerçekleştiği tespit edildi. Turhan’ın hesabından ağustos ayında aynı banka üzerinden yaklaşık 1 milyar 198 milyon TL tutarında başka bir transfer yapıldığı da belirtildi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Mali Suçları Araştırma Kurulu’na (MASAK) gönderdiği yazıda, Pusula Finans Holding, Tera Yatırım Menkul Değerler, Hedef Holding ve Bulls Yatırım Menkul Değerler’in yöneticilerine ait kimlik bilgilerinin, banka hesaplarının ve kripto varlık hareketlerinin tespit edilmesi istendi. Mali incelemeye dört fon yöneticisinin birinci derece yakınları da dahil edildi. Olası mal varlığı kaçırma girişimlerini önlemek amacıyla şüphelilerin ilgili banka hesaplarına ve tüm mal varlığı değerlerine tedbir konuldu.

Dokuz şirketin yöneticilerine yönelik tedbir

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Katılımevim Tasarruf Finansman AŞ’ye ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında, bazı holding, yatırım ve portföy yönetim şirketlerinin bağlantılı yönetici ve yetkililerinin para ve mal varlığı hareketleri de donduruldu. 21 Eylül’de alınan tedbir; Pusula Finans Holding, Pusula Yatırım Menkul Değerler, Tera Yatırım Menkul Değerler, Tera Portföy Yönetimi, Hedef Holding, Hedef Portföy Yönetimi, Bulls Yatırım Menkul Değerler, Bulls Portföy Yönetimi ve Ufuk Yatırım Yönetim ve Gayrimenkul ile bağlantılı isimleri kapsıyor.

Fon yönetimleri ne açıkladı?

Hedef Portföy Yönetimi, Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı bildirimde, Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 17 Eylül tarihli kararlarının ardından Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu’nda (TEFAS) şirketin tüm yatırım fonlarına ilişkin alış ve satış işlemlerinin durdurulduğunu açıkladı. Şirket, tasfiyesine karar verilen 13 fonun 18 Eylül itibarıyla yaklaşık 31 milyar TL büyüklüğünde olduğunu, bunun 29,8 milyar TL’sinin likit fonlarda bulunduğunu bildirdi. Fonlarda likidite sorunu veya temerrüt olmadığını savunan şirket, tasfiye kapsamındaki varlıkların eksiksiz olduğunu ve sürecin Ziraat Bankası yönetiminde sürdürüleceğini belirtti. Tera Portföy ise 20 Eylül’de fonlarına yaklaşık 300 milyon TL’lik çıkış talebi geldiğini, ödemelerin portföylerdeki varlıkların nakde dönüştürülmesiyle karşılanmaya çalışıldığını açıkladı. Şirket, KAP bildiriminde, “Bu büyüklükte bir talebin bu kadar kısa sürede karşılanmasının hiçbir finans kuruluşu için kolay olmayacağı takdir edilecektir,” ifadelerini kullandı. Tera Portföy ayrıca tasfiye kapsamı dışındaki dört fonda 16-18 Eylül tarihlerinde yapılan iade taleplerinin ödendiğini, ancak Takasbank’ın 18 Eylül’de hesaplara getirdiği kısıtlama ve blokeler nedeniyle ödemelere devam edilemediğini bildirdi. Tasfiye kapsamındaki fonlara ilişkin sürecin, SPK’nin belirlediği esaslar doğrultusunda Türkiye İş Bankası tarafından yürütüleceği belirtildi. SPK, fonların tasfiye süresini üç aydan altı aya çıkardı. Kurulun 23 Eylül tarihli açıklamasına göre, bu fonlarda 455 bin tekil yatırımcı bulunuyor.

Borsadaki sert düşüşlerin ardından soruşturma açılmıştı

Hisse değerlerinin şişirildiği belirtilen bazı yatırım fonlarında satışların hızla artması, 15-16 Eylül’de Borsa İstanbul’da endeksin yüzde 10’a varan düşüş yaşamasına yol açmıştı. Bloomberg’ün hesaplamalarına göre, düşüşler sırasında borsada işlem gören hisselerin toplam piyasa değerinden 51 milyar dolar silinmişti. Bazı fonların yatırımcılara ödeme yapamayacaklarını açıklamasının ardından kamu kurumları devreye girmiş, SPK 131 yatırım fonunun tasfiye edileceğini duyurmuştu. Açılan soruşturmalar kapsamında Pusula Portföy, İnfo Yatırım, Hedef Holding, Destek Yatırım Bankası ve Tera Holding gibi kuruluşların yöneticileri gözaltına alınmıştı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise sorunların sınırlı sayıda fonda yaşandığını belirterek, “Genele yayılan sistemik bir risk söz konusu değil,” açıklamasını yapmıştı. Karar, yatırımcının fondaki parasının silindiği anlamına gelmiyor. En sade ifadeyle fonların normal faaliyeti sona erdirilecek, portföylerindeki hisse senedi, tahvil, mevduat ve diğer finansal varlıklar nakde çevrilecek. Fonların borçları ve tasfiye sırasında oluşan giderleri ödendikten sonra kalan para, yatırımcılara sahip oldukları katılma payı oranında dağıtılacak. Tasfiye edilenler portföy yönetim şirketlerinin kendileri değil, SPK’nın listesinde yer alan 131 yatırım fonu. Ziraat ve İş Bankası da bu şirketleri devralmayacak; yalnızca fonların tasfiye işlemlerini yürütecek.. Haber ; Cem Bayram SEÇEN

Devamını Oku

CIA’den İspanya, Fransa ve İtalya’ya Rus İHA saldırı uyarısı

CIA’den İspanya, Fransa ve İtalya’ya Rus İHA saldırı uyarısı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

El Mundo gazetesine göre ABD, Moskova’nın olası saldırısına dair güney Avrupa ülkelerini uyardı. Rusya’nın 600 kilometre menzilli Gerbera İHA’larla İspanya, Fransa ve İtalya’yı vurabileceği bildiriliyor.

ABD istihbarat servislerinin, İspanya, Fransa veya İtalya’daki hedeflere yönelik olası bir Rusya operasyonuna ilişkin bir raporu bazı Avrupa ülkeleriyle paylaştığı bildirildi. İspanyol basınında yer alan haberlere göre, söz konusu operasyonun insansız hava araçları kullanılarak gerçekleştirilebileceği değerlendiriliyor. Bilgi, ilk olarak eski Rusya muhabiri gazeteci Xavier Colás tarafından İspanyol El Mundo gazetesinde yayımlandı. Haberde, istihbarat uyarısının ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü John Ratcliffe’in geçen ağustos ayında Moskova’ya yaptığı ziyaretin ardından ortaya çıktığı ve saldırıya ilişkin oldukça spesifik bir senaryoya yer verildiği belirtildi. Buna göre insansız hava araçlarının, ticari gemi trafiğine karışarak sıradan yük gemileri görünümündeki ticaret gemilerinden fırlatılması planlanıyor.

Ucuz ve tespit edilmesi zor Gerbera

El Mundo’nun Litvanya Savunma Bakanlığı’ndaki isimsiz kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, söz konusu operasyon için kullanılabilecek araç Rus yapımı Gerbera adlı küçük bir insansız hava aracı. Yaklaşık iki metre uzunluğunda ve 18 kilogram ağırlığındaki Gerbera’nın, saatte yaklaşık 160 kilometre hızla 600 kilometreye kadar mesafe kat edebildiği belirtiliyor. Dronun 4 ila 5 kilogram arasında değişen sınırlı miktardaki patlayıcı taşıma kapasitesinin kitlesel yıkım yaratmak yerine sembolik ve kesintiye yol açıcı bir etki oluşturmasının amaçlandığı ifade ediliyor. Bu kapsamda bir havalimanının geçici olarak faaliyet dışı bırakılması, yangın çıkarılması veya Moskova’nın herhangi bir kara sınırını geçmeden Avrupa’nın gerisindeki hedeflere saldırabileceğini göstermesinin hedeflenebileceği aktarılıyor. Bu yöntemin yalnızca uzak bir ihtimal olmadığı belirtiliyor. Kremlin’in insansız hava araçlarını deniz platformlarından fırlatmayı daha önce test ettiği ifade ediliyor. Geçen şubat ayında İsveç donanmasına bağlı bir birlik, Öresund Boğazı’nda Rus istihbaratına ait bir gemiden havalanan bir insansız hava aracı tespit etti. Buna Almanya’daki Leipzig Havalimanı’na düzenlenen silahlı insansız hava aracı saldırısı da ekleniyor. Berlin yönetimi bu saldırının arkasında Rus istihbaratının olduğunu değerlendiriyor. Ayrıca bir yıl önce Polonya hava sahasında 19 silahsız insansız hava aracının uçtuğu olay da benzer örnekler arasında gösteriliyor.

Neden Güney Avrupa?

İspanyol gazetesinin görüştüğü analistlere göre, Kremlin’in yaklaşımı coğrafi yakınlıktan ziyade siyasi kırılganlık üzerinden şekilleniyor. Rusya’nın askeri stratejisi konusunda uzman İngiliz analist Keir Giles, Moskova’nın Avrupa’daki “en zayıf noktayı” arayacağını savunuyor. Giles, bu kapsamda hava savunma sistemleri bu tür tehditlere karşı yeterince entegre olmayan İspanya gibi ülkelerin açık hedef haline gelebileceğini belirtiyor. Bu değerlendirme, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin aylar önce yaptığı bir uyarıyla doğrudan örtüşüyor. Rutte, Rusya’dan fırlatılacak bir füzenin Madrid’e ulaşmasının Varşova’ya ulaşmasından yalnızca yaklaşık 10 dakika daha uzun süreceğini belirtmişti. Rutte, Güney Avrupa’nın “doğu kanadı” dışında kaldığı ve dolayısıyla Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya başlattığı savaşın oluşturduğu risk alanının ötesinde olduğu yönündeki algıyı değiştirmeye çalışmıştı. Rutte’ye göre söz konusu savaş, Avrupa’nın tamamını tehdit ediyor. Akdeniz’den fırlatılacak insansız hava araçlarıyla gerçekleştirilecek, daha yavaş ancak benzer ölçüde sembolik bir gözdağı operasyonu da aynı mesaja hizmet ediyor: Artık mesafe, hiçbir Avrupa ülkesi için güvenliğin garantisi değil. İspanya, Fransa ve İtalya’nın soruşturmada dikkat çekilen bir diğer ortak risk faktörü ise üçünün de 2027’de seçimlere gidecek olması. Üç ülkede de Ukrayna’da yıllardır devam eden savaşın toplumda yarattığı yorgunluktan siyasi olarak faydalanabilecek güçler bulunuyor. Vladimir Putin yönetiminin, düşük maliyetli ancak medyada geniş yankı uyandıracak bir eylemle bu durumdan yararlanmaya çalışabileceği değerlendiriliyor. Bu ihtimal, Donald Trump’ın çatışmayı kıştan önce sona erdirme yönündeki açıklamalarına rağmen gündeme geliyor. Rapor, İspanya açısından güvenlik konusunda özellikle hassas bir döneme denk geliyor. Başbakan Pedro Sánchez hükümeti, NATO’nun talep ettiği yeni savunma harcaması hedefini yükseltme konusunda isteksiz bir tutum sergiliyor. Bu yaklaşım, Donald Trump ile açık bir gerilime ve iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi ölçüde bozulmasına yol açtı. Son örneklerden biri, Sánchez’in New York’ta düzenlenen BM Genel Kurulu sırasında Trump’ın ev sahipliğindeki resepsiyona katılmayı reddetmesi oldu. Bu ortamda böyle bir istihbarat uyarısı, Madrid yönetimi üzerindeki baskıyı daha da artırıyor. Hava savunma ve füze savunma sistemlerine yönelik yatırımların yetersiz olması, İspanya topraklarına yönelik doğrudan tehdit algısının arttığı bir dönemde ülkenin zayıf noktalarından biri olarak öne çıkıyor.

Rus diasporası ve Costa del Sol’daki varlık bağlantıları

İspanya’nın Rus çıkarlarına ne ölçüde açık olduğu yönündeki tartışma yalnızca askeri alanla sınırlı değil. Çeşitli gazetecilik araştırmalarında, Kremlin çevreleriyle bağlantılı kişilere ait varlıkların Endülüs kıyılarında bulunduğu yıllardır ortaya konuluyor. En bilinen örneklerden biri, Vladimir Putin’in eski eşi Liudmila Ocheretnaya. Daha önce Liudmila Putina olarak bilinen Ocheretnaya’nın, mevcut eşi Artur Ocheretny ile birlikte Marbella’daki Lomas del Rey kompleksinde toplam değeri 2,2 milyon euro olan iki lüks konuta sahip olduğu belirtiliyor. O dönemde yayımlanan haberlerde, İngiltere’nin Ocheretnaya’ya yaptırım uygulamasının ardından söz konusu mülklerin Avrupa Birliği’nin yaptırım listesine dahil edilme endişesiyle acilen satılmasının gündemde olduğu belirtilmişti. Daha sonraki gazetecilik araştırmalarında ise Ocheretny ve çevresiyle bağlantılı şirket ve vakıflardan oluşan ağın izleri sürülmeye devam edildi. Bu araştırmalar, Rusya’nın İspanya’daki doğrudan veya dolaylı ekonomik çıkarlarının gerçek boyutuna ilişkin soru işaretlerini canlı tuttu. Ancak mülklerin gerçekten satıldığına veya Ocheretnaya’nın şu anda Costa del Sol’da ikamet edip etmediğine ilişkin yakın zamanda yapılmış resmi bir açıklama bulunmuyor.

Avrupa’nın artık uzak göremeyeceği tehdit

El Mundo’nun aktardığı raporda, Moskova’nın aylardır “savaş eşiğinin altında” faaliyet yürüttüğü, münferit sabotaj eylemlerini Polonya ve Almanya’da gerçekleştirilenler gibi tepki ölçmeye yönelik girişimlerle birleştirdiği belirtiliyor. Yeni olan ise CIA’ye göre bu tırmanış modelinin Akdeniz’e kadar yayılabilecek olması. Bu durum, en azından kamuoyundaki genel algı açısından, İspanya gibi ülkeleri yıllardır koruyan sahte bir mesafe algısını ortadan kaldırıyor. Rutte’nin ifadesiyle, günümüz Avrupa’sında 10 dakikalık bir fark artık güvenli bir ülke ile risk altındaki bir ülke arasındaki ayrımı belirlemiyor. Dış haberler Editörü; Cem Bayram SEÇEN

Devamını Oku

AB, çevre kaygılarına rağmen Türkiye’ye plastik atık göndermeye devam edecek mi ?

AB, çevre kaygılarına rağmen Türkiye’ye plastik atık göndermeye devam edecek mi ?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Akdeniz’de biriken plastik parçacıklar tartışma yaratırken, Adana’daki sulama kanallarından denizlere saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığı taşındığı hesaplanıyor. Ancak bu tabloya rağmen AB, Türkiye’ye her yıl yüz binlerce ton plastik atık göndermeye devam etme kararı aldı.

Bu yaz Türkiye’de Akdeniz Bölgesi’nin en önemli gündemlerinden biri mikroplastik kirliliğiydi. Turizm sektöründen itirazlarla gündeme gelen kirlilik tartışması, Adana ve Mersin’deki atıkların etkisiyle başlayarak, Alanya, Kemer, Fethiye ve Antalya sahillerine kadar yayılmıştı. Sahillerde ve suda biriken plastik parçacıkların görüntüleri sosyal medyada tartışma yaratırken, Adana’daki sulama kanallarından denizlere saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığı taşındığı hesaplanmıştı. Peki Adana’daki bu plastik kirliliğinin kaynağı neydi? Haziran 2020’de BBC’nin gerçekleştirdiği bir araştırma, Avrupa’nın plastik atıklarının Türkiye’de geri dönüşüm tesislerinin yoğun olduğu Adana’ya gönderdiğini ilk kez belgelemişti. Gazeteciler, Londra’da üç çöp poşetine GPS izleyiciler yerleştirerek İngiltere’deki bir süpermarketteki plastik atıkları takip etmiş, böylece atıkların yolculuğunun Adana’da son bulduğu gün yüzüne çıkmıştı. Sahillerde ve suda biriken plastik parçacıkların görüntüleri sosyal medyada tartışma yaratırken, Adana’daki sulama kanallarından denizlere saatte 5,3 milyardan fazla mikroplastik parçacığı taşındığı hesaplanmıştı. Peki Adana’daki bu plastik kirliliğinin kaynağı neydi? Haziran 2020’de BBC’nin gerçekleştirdiği bir araştırma, Avrupa’nın plastik atıklarının Türkiye’de geri dönüşüm tesislerinin yoğun olduğu Adana’ya gönderdiğini ilk kez belgelemişti. Gazeteciler, Londra’da üç çöp poşetine GPS izleyiciler yerleştirerek İngiltere’deki bir süpermarketteki plastik atıkları takip etmiş, böylece atıkların yolculuğunun Adana’da son bulduğu gün yüzüne çıkmıştı. Üstelik haberde, büyük miktarda plastik atığın geri dönüştürülmek yerine yol kenarlarına döküldüğü ve yakıldığı ifade ediliyordu. Greenpeace Almanya, Greenpeace Akdeniz ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün sonraki raporları, Türkiye’de ithal atıkların yasadışı yakılmasının zararlı sonuçlarını daha sonra birçok kez gündeme getirmişti. Ancak bu tabloya rağmen, Avrupa Birliği (AB), Türkiye’ye her yıl yüz binlerce ton plastik atık göndermeye devam etme kararı aldı. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’deki atık yönetimine ilişkin 1 Eylül tarihli değerlendirmesinde ciddi sorunlara dikkat çekilmesine karşın, AB’den Türkiye’ye yapılan plastik atık sevkiyatlarının durdurulmasına gerek olmadığı sonucuna varıldı. Yani Türkiye’ye plastik çöp sevkiyatı devam edecek.

AB, atık sevkiyatının devam etmesine karar verdi

İlk olarak POLITICO’nun ulaştığı Avrupa Komisyonu değerlendirmesinde, Türkiye’nin AB’den gelen atıkları nasıl işlediğine dair endişelerin yer aldığı uzun bir listeye yer veriliyor. Raporda özellikle plastik atıkların nasıl yönetildiğine ilişkin bilgilerin “sınırlı” olduğu, AB düzenlemelerinin Türkiye’de nasıl uygulandığı ve denetlendiği konusunda belirsizlik bulunduğu ve ilgili paydaşların politika uygulama süreçlerine katılımının yetersiz kaldığı belirtiliyor. Komisyonun görüştüğü bazı paydaşlar, Türkiye’deki plastik atıkların yalnızca yaklaşık yüzde 10’unun geri dönüştürüldüğünü tahmin ediyor. Buna göre, atıkların büyük bölümü hâlâ depolama sahalarına gönderiliyor, uygun olmayan yöntemlerle bertaraf ediliyor veya çevreye karışıyor. Raporda bu sorunların, AB’nin Atık Sevkiyatı Tüzüğü’nün 45. maddesi kapsamında Türkiye’ye yönelik atık ihracatının askıya alınması için potansiyel gerekçeler arasında değerlendirilebileceğine dikkat çekiliyor. Buna rağmen AB’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu, atık sevkiyatlarının devam etmesine karar verdi.

Türkiye geçen yıl AB’den 510 bin ton plastik atık aldı

Uzun yıllar boyunca AB’nin plastik atıklarının ana hedefi Çin’di. Ancak, 2018’de Çin, plastikler de dahil olmak üzere çeşitli atık türlerinin ithalatını yasaklayan “Ulusal Kılıç” politikasını uygulamaya koydu. Bu da ülkenin çöp ithalatında keskin bir düşüşü beraberinde getirdi. Böylece ana hedef de Türkiye haline geldi. Komisyonun değerlendirmesine göre Türkiye, 2025’te AB’den 510 bin ton plastik atık ithal etti. Bu miktar, yaklaşık 25 milyar adet meşrubat şişesine eşdeğer. Türkiye’ye gönderilen plastik atıklar, AB’nin Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ülkelerine yaptığı toplam plastik atık ihracatının yüzde 70’ini oluşturuyor. AB’nin dünyaya ihraç ettiği tüm plastik atıkların yüzde 36’sı Türkiye’ye gönderildi.

Kararın gerekçesi ne?

Oysa AB’nin Atık Sevkiyatı Tüzüğü, belirli atık türlerinin üçüncü ülkelere ihracatını sınırlandırıyor. Düzenleme kapsamında Avrupa Komisyonu’nun, büyük miktarda plastik atık ithal eden OECD ülkelerinde bu atıkların ciddi çevresel zarara veya sağlık sorunlarına yol açıp açmadığını 21 Mayıs’a kadar değerlendirmesi gerekiyordu. Ancak değerlendirme gecikmeli tamamlandı ve 1 Eylül tarihli raporda, hem Türkiye’nin kendi plastik atıklarından hem de ithal edilen plastik atıklardan kaynaklanan “ciddi sorunlara” dikkat çekildi. Buna rağmen Komisyon, Türkiye’ye yönelik ihracatın devam edebileceği sonucuna vardı. Komisyona göre Türkiye, plastik atık yönetimine ilişkin yasal çerçevesini güçlendirdi ve mevcut mevzuat “genel olarak” uluslararası kurallar ve AB düzenlemeleriyle uyumlu hale geldi. Raporda ayrıca Türkiye’nin çevre mevzuatının uygulanması ve denetlenmesi konusunda ilerleme kaydettiği belirtildi. Bu arada Türkiye’nin Çevre Kanunu, “tehlikeli, geri kazanımı mümkün olmayan ve bertaraf amaçlı” atıkların ithalatını yasaklıyor. Diğer yandan, Türk yetkililer, Avrupa’dan gelen tehlikeli atıkların yakıldığı veya biriktirildiği yönündeki haberleri de yalanlıyor. İlgili makamlar, genellikle bu ithalatlardan “atık” olarak bahsetmekten kaçınıyor, bunun yerine bunları yerli üretim için gerekli olan “nitelikli hammaddeler” olarak tanımlıyor. Avrupa Komisyonu’nun çöp ihracatına devam etme kararı çevre örgütleri ve uzmanların tepkisini çekiyor. Çukurova Üniversitesi’nden çevre araştırmacısı ve Mikroplastik Araştırma Grubu Başkanı Dr. Sedat Gündoğdu, raporda değerlendirilen sorunlara rağmen atık ihraç etmeyi sürdürme kararının alınmasını bir çelişki olarak değerlendiriyor. Euronews Türkçe’ye konuşan Gündoğdu, “Burada bir değerlendirme hatası var. Ben bunun Avrupa Birliği’nin çöp ihraç etmeye devam etmek istemesiyle ilişkili olduğunu düşünüyorum,” dedi: “Komisyon, Türkiye’nin atık yönetim yaklaşımına dair yasal düzenlemeleri Avrupa seviyesine çektiğini iddia ediyor. Avrupa Birliği’ndeki standartlar Türkiye’de olsaydı, zaten bu atıklar Türkiye’ye gelmezdi.” Komisyonun ihracata devam etme kararını “iyi niyetli bir değerlendirme” olarak görmediğini vurgulayan Gündoğdu, şöyle ekledi: “Avrupa Birliği atıklarının kirlilik maliyetini üstlenmek istemediği ve bunu üstlenmeye gönüllü başka bir ülke olduğu için de buraya göndermeye devam etmek istediği anlaşılıyor.” Çevre Araştırma Ajansı (ÇED) ve Plastik Üzerine Yeniden Düşünme ittifakından kıdemli kampanyacı Lauren Weir de, POLITICO’ya yaptığı açıklamada, raporun komisyonun bulguları ile AB düzenlemesini yorumlama biçimi arasında “rahatsız edici bir kopukluk” olduğunu dile getirdi.

Tepkiler üzerine Türkiye’ye uyarı: ‘AB, yasaklamayı değerlendirebilir’

Tepkiler üzerine cuma günü POLITICO’ya konuşan bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, Türk makamlarından yeterli yanıt gelmemesi veya gerekli önlemlerin alınmaması durumunda sevkiyatların askıya alınmasına yönelik resmi sürecin başlatılabileceğini söyledi. Yetkili, “Yetkililerden yeterli bir yanıt gelmez veya gerekli önlemler alınmazsa Komisyon, Türkiye’ye plastik atık ihracatının askıya alınması için süreci başlatabilir,” dedi. Bunun hukuki dayanağını ise AB’nin Atık Sevkiyatı Tüzüğü oluşturuyor. Çevre kirliliğini azaltmayı amaçlayan düzenleme, belirli AB atıklarının üçüncü ülkelere ihracatını sınırlandırabiliyor. Mevzuata göre, OECD üyesi bir ülke ithal ettiği atıkları “çevreye duyarlı bir şekilde” yönettiğini gösteremezse AB bu ülkeye atık ihracatını durdurabiliyor.

OECD üyesi olmayan ülkelere çöp gönderilmeyecek: Türkiye’ye gönderilen atık artacak mı?

Bu esnada, AB’nin plastik atık ihracatında önemli bir değişiklik daha yaklaşıyor. Yeni kurallar kapsamında 21 Kasım’dan itibaren OECD üyesi olmayan ülkelere plastik atık ihracatı genel olarak yasaklanacak. Komisyon yetkilisine göre, bu durum, Avrupa’nın plastik atıklarının Türkiye gibi OECD ülkelerine yönelmesine ve bu ülkelere yapılan sevkiyatların artmasına da neden olabilir.Gün doğdu’ya göre de, buradaki OECD ayrımı çöplerin işlem görme biçimini değiştirmiyor. Gündoğdu, “OECD üyesi olmayan ülkeye çöp göndermemeye karar verip, çöplerin aynı şartlar altında işlem gördüğü OECD üyesi ülkeye sadece OECD üyesi olduğu için çöp gönderilecek. Bu doğru bir yaklaşım değil,” ifadelerini kullandı: “Burada Avrupa Birliği’nin kendi atıklarının maliyetiyle yüzleşmeme eğilimi söz konusu. Bu iklim politikalarında Avrupa Birliği’nin son dönemde görülen genel geri adımın bir işareti. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile beraber ortaya çıkan enerji politikalarındaki tersine dönüşüm çöp meselesinde de kendini gösteriyor.”

Türkiye neden çöp almaya devam ediyor?

Değerlendirmelere göre, Türkiye’de evsel plastiklerin toplanması ve ayrıştırılmasına yönelik uygulamalar, devasa plastik ve geri dönüşüm sektörüne yeterli ham maddeyi sağlayacak seviyede değil. Örneğin, Avrupa Çevre Ajansı ağına bağlı Avrupa Konu Merkezleri’nin (ETC) raporu, ithal plastiğin genellikle Türkiye’de toplanan plastik atıktan daha iyi ayrıştırılmış ve daha kaliteli olduğunu, bu nedenle geri dönüşümcülerin ithal malzemeyi tercih ettiğini belirtiyor. Gündoğdu da Euronews Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede, “Çöp endüstrisi yasal düzenleyici mekanizma üzerinde çok etkili. Bu da Akdeniz’deki kirliliğe rağmen bu çöplerin halen ithal edilmesinin temel nedeni,” dedi: “Oysa bu çöp endüstrisinin ülke ekonomisine katkısı 200-300 milyon doları geçmiyor. Ama Akdeniz’de sadece bu çevre suçundan kaynaklanan turizm kaybı önümüzdeki yıl 2-3 milyar doları bulacak. Bunu ben söylemiyorum, turizmciler söylüyor. Çok sayıda rezervasyon iptali söz konusu.” Haber ; Cem Bayram SEÇEN

Devamını Oku

Gölge Modu’nun İlk Resmi Fragmanı Yayınlandı

Gölge Modu’nun İlk Resmi Fragmanı Yayınlandı
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Gölge Modu” filminin ilk resmî fragmanı yayınlandı. Yoğun ilgi gören fragman kısa sürede dikkatleri üzerine çekerken, Oylat Mağarası’ndan İznik Roma Tiyatrosu’na uzanan çekim mekânlarıyla öne çıkan yapım, yakında sinemalarda. ‎Bursa’da çekilen “Gölge Modu” filminin merakla beklenen fragmanı yayınlandı. Yayınlanmasının ardından özellikle Instagram kullanıcılarından yoğun ilgi gören fragman, kısa sürede sosyal medyada dikkat çeken yapımlar arasına girdi. ‎Bilim kurgu, fantastik ve gerilim unsurlarını bir araya getiren film; yalnızca hikâyesiyle değil, Bursa’nın tarihi ve doğal değerlerini beyaz perdeye taşımasıyla da öne çıkıyor.‎
‎ TARİHİ MEKÂNLAR BEYAZ PERDEDE
‎
‎Çekimleri Bursa’nın farklı noktalarında gerçekleştirilen Gölge Modu, özellikle Oylat Mağarası, İznik Dikilitaş, Roma Tiyatrosu ve Lefke Kapı gibi önemli mekânları sinematografik atmosferinin bir parçası hâline getiriyor.
‎Bursa ve İznik’in tarihi dokusunu fantastik bir hikâyeyle buluşturan proje, çekim sürecinde uluslararası arenada da ilgi uyandırdı. İlk fragmanın yayınlanmasıyla birlikte filmin görsel dünyası ve atmosferi de ilk kez geniş ölçekte seyirci karşısına çıktı.
‎‎Yapımın yönetmenliğini Oğuzhan Üral ve Hakan Orhan yapmakta. Projenin oyuncu koçluğunu Gülçin Sevinç, görüntü yönetmenliğini Burak Şakar üstleniyor. Sanat yönetmenliğinde Hayrettin Ekinci ve Fadime Üral, kostüm tasarımında Kevser Karaduman, hava görüntü koordinatörlüğünde Fırat Yıldırım, ses direktörlüğünde genç yönetmen Yiğit Bora Doğan yer alıyor. Filmin uygulayıcı yapımcısı ise yönetmen Erkan İsa Şen.

‎BAŞARILI OYUNCU KADROSU
‎
‎“Gölge Modu”nun oyuncu kadrosunda Esila Çelik, Cavit Bakar, Mustafa Şahin, Hayrettin Ekinci, Yaren Güneş Kaynak, Çağın Şimşek, Pelin Karagöz, Mustafa Efe Karagöz, Ömer Doruk Avcı, Kumsal Pil, Burcu Yıldız, İbrahim Metin, Kadir Akman, Gülçin Sevinç, Seher Bakar, Muhammed İmrek, Şerife Mutlu, Yasemin Dönmez ve Kadir Fidan yer alıyor. ‎Bursa’nın doğal güzelliklerini ve İznik’in binlerce yıllık tarihi mirasını sinema perdesine taşıyan “Gölge Modu”, ilk resmî fragmanıyla seyirciye filmin gizemli dünyasından ilk ipuçlarını verdi. ‎Gölge Modu filmi yakında sinemalarda.Haber ; Cem Bayram SEÇEN

Devamını Oku