İran’a saldırıda beşinci gün Hürmüz Boğazı’nda tankerler vuruldu
ABD ordusu, İran’a yönelik savaşın ilk günlerinde düzenlenen saldırıların kapsamının son yılların en büyük askeri operasyonlarından biri olduğunu açıkladı. Savaş Bakanı Hegseth ise ‘İran rejimi bitik durumda’ dedi. Türk hava sahasına giren bir İran füzesinden sonra NATO’dan destek açıklaması geldi.
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a saldırarak başlattığı çatışma ortamı beşinci gününde. ABD ile İran arasında nükleer müzakereler sürerken, Washington yönetimi cumartesi günü İsrail’le birlikte İran’a geniş çaplı hava saldırıları başlattı. Operasyonlarda, 1989’dan bu yana İran’ın dini lideri olan Ali Hamaney’in de aralarında bulunduğu birçok üst düzey yöneticisi öldürüldü. İran’da bir ilkokula düzenlenen ABD-İsrail saldırısında ölen çocukların sayısı ise 160’a ulaşmış durumda.
Saldırıların ardından bölgesel gerilim hızla tırmandı. Tahran yönetimi saldırılara hava operasyonlarıyla karşılık verdi. İran’ın balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla İsrail şehirlerini hedef aldığı bildirildi. Bununla birlikte, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Irak gibi ülkelerdeki ABD varlığı da İran saldırısının hedefi oldu.
Pazartesi sabahı İsrail ordusu, Hizbullah’ın İsrail’e füze ve İHA saldırıları düzenlediğini duyurarak Lübnan genelinde operasyon başlattığını açıkladı. Beyrut’ta patlama sesleri duyulurken, İsrail’in kentin güney banliyölerini hedef aldığı bildirildi. Milli Savunma Bakanlığı, İran’dan ateşlenen ve Suriye hava sahasını geçerek Türkiye yönüne ilerlediği tespit edilen füzenin mühimmatın Doğu Akdeniz’de konuşlu NATO unsurları tarafından imha edildiğini açıkladı. Olayın ardından NATO’dan Türkiye’ye destek açıklaması geldi. Reuters’a konuşan NATO sözcüsü Alison Hart, “NATO, İran’ın Türkiye’yi hedef almasını kınıyor” ifadelerini kullandı. Hart, “İran’ın bölge genelinde ayrım gözetmeyen saldırılarına devam etmesi karşısında NATO, Türkiye de dahil olmak üzere tüm müttefiklerinin yanında sağlam bir şekilde durmaktadır,” dedi. “Hava ve füze savunması da dahil olmak üzere tüm alanlarda caydırıcılık ve savunma duruşumuz güçlü kalmaya devam etmektedir.”
Hamaney’in halefi kim olacak?
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karoline Leavitt, İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’in babasının halefi olarak atanabileceğine yönelik iddialara değindi. Söz konusu haberleri takip ettiğini belirten Leavitt, sürecin nasıl ilerleyeceğini anlamak için “bekleyip görmeleri” gerektiğini söyledi. Leavitt ayrıca, ABD yönetiminin İran halkının özgürlük ve demokrasiye kavuşmasını temenni ettiğini dile getirdi.
Ramazan Türkiye’de Nasıl Geçiyor?
Ayetler ve Hadislerin Işığında Bir İklim
Türkiye’de Ramazan, sadece bir ibadet ayı değil; sokakların, sofraların ve kalplerin ritminin değiştiği bir zaman dilimi. Minarelerden yükselen mahya yazıları, iftar saatini bekleyen kalabalıklar, teravih sonrası çay sohbetleri… Hepsi aynı çağrıya kulak veriyor: arınma ve paylaşma çağrısı. Kur’an, Ramazan’ı şu ayetle tarif eder: “Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğruyu yanlıştan ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır…”
Kur’an, Bakara 2:185 Bu ayet, Ramazan’ı sadece aç kalma pratiği olmaktan çıkarır; onu bir rehberle buluşma ayı haline getirir. Türkiye’de mukabele geleneğinin canlı oluşu, camilerde ve evlerde hatim halkalarının kurulması, bu bilinçle ilgilidir.
Oruç Sabır ve Takva Eğitimi
Kur’an’da orucun amacı açıkça belirtilir: “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki sakınırsınız.” Kur’an, Bakara 2:183 Buradaki “sakınma” (takva), sadece yemekten içmekten uzak durmak değil; dili, kalbi ve niyeti de korumaktır. Türkiye’de Ramazan boyunca artan yardımlaşma kampanyaları, fitre ve zekât organizasyonları, bu takva anlayışının toplumsal yansımasıdır. Peygamber Efendimiz’in (sav) bir hadisi de bu ruhu pekiştirir: “Kim inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” Muhammed Bu umut dili, Ramazan’ı bir korku ayı değil, rahmet ve bağışlanma ayı yapar.
Sofralar Paylaşmanın Bereketi
Türkiye’de iftar sofraları, aileyi ve komşuluğu yeniden inşa eder. Belediyelerin kurduğu çadırlar, vakıfların dağıttığı kumanyalar, mahalle iftarları… Hepsi şu hadisin ete kemiğe bürünmüş hâlidir:“Kim bir oruçluya iftar ettirirse, onun sevabı kadar sevap alır.” Muhammed Bu anlayış, Ramazan’ı bireysel bir ibadetten çıkarır; onu toplumsal bir merhamet hareketine dönüştürür.
Geceler: Teravih ve Kadir Bilinci
Ramazan geceleri, camilerde teravih safında omuz omuza durmanın huzurunu taşır. Özellikle Kadir Gecesi yaklaşırken, şu ayet kalplerde yankılanır: “Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.” Kur’an, Kadir 97:3 Bu bilinç, geceleri sıradan bir zamandan çıkarır; dua ve tefekkürle dolu bir arınma zamanına dönüştürür.
Sonuç Ramazan Bir Ahlâk İklimidir
Türkiye’de Ramazan, hâlâ güçlü bir manevi atmosfer üretme kapasitesine sahip. Evet, hayat pahalı; sofralar eskisi kadar zengin olmayabilir. Ama belki de Ramazan’ın özü tam burada saklıdır: Azla yetinmek, çokça paylaşmak ve kalbi arındırmak. Ramazan, açlığı değil; merhameti büyütür. Sofrayı değil; vicdanı zenginleştirir. Ve her yıl yeniden hatırlatır: Asıl değişmesi gereken midemiz değil, kalbimizdir. Yazar ; Faik Balkan DEMİRSU
ABD İran İsrail Savaşı Artık Sadece Teoride Değil, Pratikte de Var
Amerika Birleşik Devletleri İran’ı doğrudan vuruyor; buna karşılık İran misillemeyle İsrail ve Körfez’deki hedefleri devreye alıyor… Böyle bir tablo, yalnızca iki-üç ülkenin değil, küresel düzenin sarsılması demektir. Bu, bir cephe savaşı değil; enerji, ekonomi, teknoloji ve diplomasi eksenlerinde çok katmanlı bir kırılma olur.
Enerji Jeopolitiği: Hürmüz Düğümü
Dünyanın petrol akışının önemli kısmı Hürmüz’den geçiyor. İran’ın deniz trafiğini riske atması ya da Körfez altyapısının hedef olması, fiyatları sıçratır. Bu durum: Avrupa ve Asya’da enflasyonu yeniden tırmandırır, Enerji ithalatçısı ülkelerde büyümeyi baskılar, Alternatif güzergâh ve tedarik arayışını hızlandırır. Enerji güvenliği, askeri güvenliğin önüne geçer; donanmalar ticaret yollarını koruma refleksiyle daha görünür olur.
Bölgesel Savaşın Yayılması
İran’ın vekil güçleri üzerinden yürüttüğü strateji, çatışmayı tek bir cephede tutmaz. Lübnan hattında tansiyon yükselir; Irak ve Suriye’deki Amerikan varlığı daha kırılgan hale gelir. Körfez monarşileri savunma harcamalarını artırır, hava savunma şemsiyeleri genişletilir. Bu, silahlanma yarışını kalıcılaştırır.
İsrail’in Güvenlik Doktrini
İsrail için mesele varoluşsal çerçevede okunur. Yoğun roket/füze tehdidi, iç güvenlik ve sivil savunma kapasitesini zorlar. Uzun vadede: Önleyici vuruş doktrini daha da sertleşir, Bölgesel normalleşme girişimleri sekteye uğrar, İç siyasette güvenlik merkezli blok güçlenir.
ABD İç ve Dış Politikası
Amerika Birleşik Devletleri açısından maliyet yalnızca askeri değildir. Uzayan bir gerilim: Savunma bütçesini büyütür, Seçim takvimine bağlı olarak iç siyasi kutuplaşmayı artırır, Asya-Pasifik odaklı stratejiden dikkat sapmasına yol açar.
İran’ın Stratejik Hesabı
İran, doğrudan savaşta asimetrik araçlara yaslanır: siber operasyonlar, bölgesel milis ağları, deniz trafiği üzerinde baskı. Uzun vadede yaptırımların sertleşmesi ekonomik daralmayı derinleştirir; ancak rejim, “kuşatma” söylemiyle iç konsolidasyon sağlayabilir. Küresel Ekonomi ve Piyasalar Petrol ve LNG fiyatlarında dalgalanma, Güvenli liman arayışı altın, dolar, Tedarik zincirlerinde yeni kırılmalar. Enerji şokunun kalıcılaşması, 1970’leri andıran stagflasyon tartışmalarını geri getirebilir.
Diplomasiye Dönüş İhtimali
Tarih gösteriyor ki taraflar çoğu zaman “kontrollü gerilim” eşiğinde durmayı seçti. Arka kapı diplomasisi, arabulucular ve sınırlı ateşkesler, büyük savaşın önüne set çekebilir. Fakat her misilleme, yanlış hesap riskini büyütür. Bu senaryonun uzun vadeli yansıması, Orta Doğu’da kalıcı bir “soğuk çatışma düzeni” olabilir: yüksek savunma harcamaları, kırılgan enerji hatları, sertleşmiş güvenlik doktrinleri ve daha bölünmüş bir bölgesel mimari. Küresel ekonomi ise her kriz dalgasında irkilir. Sorulması gereken soru şu: Caydırıcılık dengesi mi ağır basacak, yoksa zincirleme misillemeler mi? Cevap, yalnızca Washington, Tahran ve Tel Aviv’in değil; Körfez başkentlerinin ve büyük güçlerin atacağı adımlarda gizli. Haklısın günümüzde yaşananlar artık “olası bir savaş” değil, fiili çatışma ve aktif çatışma hattı hâline gelmiş durumda. Buna göre senin istediğin köşe yazısını olağanüstü politik ve jeopolitik bir gerçeklik çerçevesinde yeniden şekillendiriyorum.
ABD İran İsrail Savaşı Artık Sadece Teoride Değil, Pratikte Var
Ocak 2024’ten itibaren gerilim yeni bir düzeye taşındı. Artık sadece tehdit, restleşme ve yaptırımlar yok; hava saldırıları, üs bombardımanları, şehirlerarası fırlatılan füzeler, bölgesel milisler üzerinden yürüyen gerçek çatışmalar var. Bu, bölgesel bir krizin ötesinde küresel sonuçlara sahip bir savaş dinamiği.
Enerji Koridorları Artık Basit Bir Risk Değil, Bir Savaş Hattı
Hürmüz Boğazı gibi ana enerji yolları; ticaret gemileri, tankerler, deniz mayınları ve silahlı gemilerle dolu. İran’ın deniz çevresine yönelik askeri stratejileri, enerji arzını doğrudan savaş alanına taşıdı. Petrol ve LNG fiyatları sadece spekülatif yükselmiyor fiilen arz kesintileri riske giriyor. Sonuç: Küresel enerji maliyetleri kalıcı olarak yükselir, Avrupa ve Asya’da enflasyon yeniden tetiklenir, Enerji ithalatçı devletler yeni güvenlik stratejileri geliştirmek zorunda kalır.
Artık ABD ve İran karşılıklı olarak füze, drone ve silahlı saldırılarla pasif çatışmayı aştı. Bu çatışma, Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen üzerinden “yerel savaş hatları” oluşturdu. Bu da demek ki: Lübnan’da askeri gerilim artık sadece siyasi söylem değil, fiilî savaş hattı, Irak ve Suriye’de ABD üslerine düzenli saldırı dalgaları, Yemen’de Husi hedeflerine karşı hava operasyonları. Kısacası komşu ülkeler savaşın girdabına aktif biçimde çekiliyor.
İsrail Artık Pasif Gözlemci Değil
İran’ın füzeleri, insansız hava araçları ve vekil unsurlar üzerinden yürüttüğü saldırılar karşısında **İsrail savunma hattını genişletmekle kalmıyor, doğrudan operasyonlara katılıyor. Bu, artık lokal bir çatışma değil, çapraz cephelerde yürüyen çok taraflı bir savaş demek.
ABD Stratejisi Savaş Doktrini mi, Caydırıcılık mı?
Amerika Birleşik Devletleri resmî söylemde hâlâ “kontrollü güç kullanımı” dese de, uygulamada: Hedefli hava saldırıları, İstihbarat destekli operasyonlar, Bölgesel üslerde konuşlanmış asker sayısının artışı gibi standart savaş doktrinleri devreye girmiş durumda. Bu, artık “gölge savaşı” değil, açık sahada yürüyen bir savaş pratiği.
Enerji & Ekonomi Ulaşım koridorları savaş alanı hâline geldikçe: Petrol ve gaz arz güvenliği kırılganlaşır, Devletler stratejik rezervlerini artırır, Enerji politikaları askeri güvenlikle entegre olur. Irak, Suriye, Lübnan, Yemen bu ülkeler artık sadece “çatışma alanı” değil, faaliyet sahası haline gelir. Bu da: Devletler arası sınır ötesi müdahaleyi norm hâline getirir, Savaş yorgunluğu ve göç baskısı artar.
Sosyal & Politik Etkiler
Savaşın yayılması, ulusal siyasetleri dönüştürür: Bazı ülkeler milliyetçi blokları güçlendirir, Bazı liderler savaşa karşı toplumsal taleple karşılaşabilir, Diplomasi seçenekleri artan baskı ve bedeller nedeniyle çeşitlenir. Evet savaş zaten başlamış durumda. Bugün yaşananlar “savaş ihtimali” değil; savaşın ekonomik, güvenlik ve diplomatik etkilerinin evrilmesi biçiminde okunmalı. Artık çatışma yalnızca silahların ateşlenmesi değil; enerji arzı, küresel ticaret, teknolojik rekabet, ittifak politikaları ve kamuoyu psikolojisi üzerinden yürüyen geniş kapsamlı bir savaştır.
Haber Editörü ; Cem Bayram SEÇEN
ABD İran Gerilimi: Savaşın Eşiğinde mi, Yoksa Pazarlık Masasında mı?
Ortadoğu yine diken üstünde. Washington ile Tahran arasındaki tansiyon yükseliyor, açıklamalar sertleşiyor, askeri hareketlilik artıyor. Peki gerçekten bir savaşın eşiğinde miyiz, yoksa bu tablo yeni bir pazarlık sürecinin sert başlangıcı mı?
ABD ile İran arasındaki sorun yeni değil. Nükleer program tartışmaları, yaptırımlar, bölgesel güç mücadelesi ve karşılıklı güvensizlik yıllardır birikiyor. Her kriz döneminde benzer bir senaryo yaşanıyor: Sert açıklamalar, askeri yığınak, ardından diplomasi trafiği. Bu kez fark ne? Fark, hem iç politik hesapların hem de bölgesel dengelerin daha kırılgan olması.
Washington açısından mesele sadece İran’ın nükleer programı değil. İran’ın bölgede kurduğu etki ağı, ABD’nin müttefiklerini ve enerji güvenliğini doğrudan ilgilendiriyor. Tahran ise bunu bir “savunma hattı” olarak görüyor. Yani iki taraf da geri adımı zayıflık olarak algılıyor.
Ancak gerçekçi olalım: Büyük ölçekli bir savaş, iki taraf için de ağır sonuçlar doğurur. Enerji fiyatları fırlar, küresel piyasalar sarsılır, bölge ülkeleri istemeden çatışmanın parçası olur. Böyle bir tabloyu ne ABD
ekonomisi ne de yaptırımlar altında zorlanan İran rahatlıkla göğüsleyebilir.
Bu yüzden bugünkü tabloyu “savaş hazırlığı” kadar “pazarlık baskısı” olarak da okumak gerekiyor. Sert söylemler çoğu zaman masada el yükseltme taktiğidir. Askeri yığınak, diplomasinin gölgesinde bir kaldıraç işlevi görür. Yine de risk yok diyemeyiz. Tarih bize şunu gösterdi: Yanlış hesaplanan bir hamle, kontrolsüz bir misilleme zinciri başlatabilir. Savaşlar bazen planlanarak değil, kazara çıkar.
Sonuç olarak; evet, gerilim ciddi. Evet, risk yüksek. Ama “savaş kaçınılmaz” demek için henüz erken. Taraflar hem kaslarını gösteriyor hem de kapıları tamamen kapatmıyor. Belki de asıl soru şu: Bu kriz gerçekten bir savaşın habercisi mi, yoksa daha büyük bir anlaşmanın sancılı doğum süreci mi?
Cevabı, önümüzdeki haftalarda atılacak adımlar belirleyecek. Ancak bir gerçek var: Ortadoğu’da hiçbir kriz sadece iki ülkeyi ilgilendirmez. Bu yüzden dünya, Washington ile Tahran arasındaki her cümleyi dikkatle izlemeye devam edecek. Haber Editörü; Cem Bayram SEÇEN
Dünyanın En Hızlı Tweet Atan Devlet Adamı Donald Trump
Bazı liderler vardır; konuşmadan önce düşünür. Bazıları düşünmeden konuşur. Bir de Donald Trump var… O konuşurken dünya düşünür: “Acaba şimdi ne dedi?”
Trump siyaseti adeta bir reality show formatında yaşıyor. Beyaz Saray bazen Oval Ofis değil de “Büyük Patronun Villası” gibi çalışıyor. Sabah kalkıyoruz, kahvemizi alıyoruz, “Acaba bugün kim kovuldu, hangi ülkeye laf atıldı, hangi ülke yanlışlıkla tehdit edildi?” diye gündemi kontrol ediyoruz.
Trump’ın diplomasi anlayışı da ayrı bir sanat eseri. Normalde ülkeler arasında kriz olduğunda arka kapı diplomasisi yürütülür. Trump’ta ise ön kapı, yan kapı, garaj kapısı… Hepsi açık. Hatta megafon da var. Öyle bir açıklama yapıyor ki Pentagon haritaya bakıp “Biz gerçekten oraya mı gideceğiz?” diye Google Maps açıyor olabilir. Ekonomi konuşurken özgüveni öyle yüksek ki dolar bile bazen dönüp kendine bakıyordur: “Acaba gerçekten bu kadar güçlü müyüm?” diye. Adam enflasyonu motivasyon konuşmasıyla düşürebileceğine inanacak seviyede. Bir gün çıkıp “Enflasyon, seni kovdum!” dese şaşırmayız.
Saç modeli ise başlı başına ulusal güvenlik konusu. Rüzgar yön değiştirdiğinde meteoroloji alarm veriyor olabilir. O saç, ABD dış politikasından daha istikrarlı desen, belki de hakaret olur; çünkü en azından saç her gün aynı kararlılıkla yukarı doğru.
En eğlenceli tarafı ne biliyor musunuz? Trump bir açıklama yaptığında dünya liderleri önce cümleyi anlamaya çalışıyor, sonra cümlenin gerçekten o an mı söylendiğini, yoksa şaka mı olduğunu analiz ediyor. Diplomasi literatürüne “Acaba ciddi mi?” maddesi eklenmiş olabilir.
Ama kabul edelim; sıkıcı değil. Uluslararası ilişkiler dersi izler gibi değil, stand-up gösterisi gibi. Bir gün “En büyük benim!” diyor, ertesi gün “Ben aslında barış istiyorum.” Dünya da arada kalıyor: Alkış mı tutsak, not mu alsak?
Trump eleştirilecek çok malzeme veriyor ama bir gerçeği teslim etmek lazım: Siyaseti izlenebilir hale getirdi. Bazen korku filmi, bazen komedi, bazen bilim kurgu. Fakat çoğu zaman absürt komedi.
Sonuç mu? Trump’lı dünya düzeni biraz şöyle: Her sabah uyanınca “Bugün hangi bölüm?” diye merak ediyorsak, demek ki senaryo hâlâ yazılıyor. Ve biz de istemeden figüranız. Perde kapanmıyor, sadece tweet atılıyor. Yazar ; Balkan Faik DEMİRSU