30 Ekim 2026 Cuma
ABD merkezli kruvaziyer işletmecisi Villa Vie Residences, İran’daki savaşın başlamasından bu yana yakıt maliyetlerindeki olağanüstü artış nedeniyle faaliyetlerini askıya aldı.İran savaşının başlamasından bu yana yakıt maliyetlerinde yaşanan olağanüstü artış nedeniyle faaliyetlerini durduran ABD merkezli Villa Vie Residences şirketinin işlettiği yolcu gemisinde seyahat eden yaklaşık 200 kişi, Kamboçya’daki bir limanda karaya çıkmak zorunda kaldı. şirket, çarşamba günü yaptığı açıklamada, Kamboçya’daki faaliyetlerini askıya aldığını duyurdu. Yakıt maliyetlerindeki olağanüstü artışın mevcut işletme
modelini “son derece zorlayıcı” hale getirdiğini belirten şirket, son aylarda yakıt tüketimini azaltmak için güzergâhı yavaşlatmak ve limanlarda daha uzun süre kalmak gibi önlemler aldığını ancak bunların artan maliyetleri karşılamaya yetmediğini bildirdi. Şirket açıklamasında, artan maliyetlerin tamamını gemide yaşayan yolculara yansıtmanın gerçekçi bir çözüm olmadığını belirtti. Önümüzdeki 60 gün içinde yeniden yapılandırma ve sermaye artırımı üzerinde çalışılacağını kaydeden şirket, bu sürecin sonucunun henüz garanti olmadığını vurguladı. 650 yolcu kapasiteli Odyssey adlı gemi, Ekim 2024’te Kuzey İrlanda’dan dünya turuna çıkmıştı. Yolcular, gemideki kamaraları tatil amacıyla kiralayabiliyor ya da satın alarak gemi hizmet verdiği sürece burada yaşayabiliyordu. Bazı yolcuların bu yolculuğa katılabilmek için sahip oldukları her şeyi sattığı belirtiliyor. Villa Vie Residences, Odyssey’yi yolculara “denizde kalıcı evleri” olarak sunmuştu. Gemideki bir süit için ömür boyu kullanım hakkının satış fiyatı yaklaşık 230 bin dolardan (206 bin 700 euro) başlıyordu. Ancak yolcular, Tayland Körfezi kıyısındaki Kamboçya’nın Sihanoukville limanına yapılan planlı bir uğrak sırasında gemiden inmeleri için yaklaşık yedi saat süre verildi. Preah Sihanouk eyaleti Vali Yardımcısı Long Dimanche, Bahamalar bayraklı geminin 23 Ekim’de Tayland’dan 203 yolcu ve 156 mürettebatla geldiğini, buradan Vietnam’a hareket etmesinin planlandığını söyledi. Dimanche, ani tahliye kararının çok sayıda emekliyi ve uzaktan çalışan kişiyi kendi ülkelerinden binlerce kilometre uzakta evsiz bıraktığını belirtti. Bazı yolcuların kentten uçakla ayrıldığını, bazılarının ise Sihanoukville’de kaldığını aktaran Dimanche, geminin yakıt ikmali yaptıktan sonra 31 Ekim’de limandan ayrılmasının beklendiğini söyledi.
‘Sorunlar zinciri’ResidentialCruising.com adlı blogu yürüten yolcu Randy Cassingham, “Abandon Ship!” başlıklı yazısında tahliye emrinin bir “sorunlar zincirinin” ardından geldiğini yazdı. AFP’ye konuşan Cassingham, geminin bir “lüks” gemi olmadığını, ancak şirket “para dilenmeye” başlayana kadar ulaşılabilir fiyatlı olduğunu söyledi. Villa Vie, açıklamasında kamara başına aylık yakıt giderinin ortalama bin 800 dolardan (bin 610 euro) Asya’nın bazı bölgelerinde 6 bin (5 bin 380 euro) ile 8 bin dolara (7 bin 170 euro) yükseldiğini belirtti. “Şirket bu ölçekteki artışı basitçe sakinlere yansıtamaz ve oluşan açık, mevcut işletme modelini sürdürülemez bir mali baskı altına sokmuştur,” denildi. Cassingham, şirketi mağdur yolculara yardım etmek için “absolut hiçbir şey yapmamakla” suçladı.Villa Vie, “tahliyeyi koordine etmek ve geçici konaklama imkânları belirlemek için sakinlerle birlikte çalıştığını” bildirdi. “Villa Vie Residences, bunun sakinler, mürettebat üyeleri ve çalışanlar için zor ve sarsıcı bir dönem olduğunun farkında ve planlar netleştikçe etkilenenleri desteklemek
için çalışıyor,” ifadesini kullandı. 1993’te inşa edilen ve yıllar içinde çeşitli kruvaziyer şirketleri tarafından farklı isimler altında işletildikten sonra 2020’de koronavirüs salgını yüzünden seferden çekilen Odyssey, 2023’te Villa Vie Residences tarafından satın alındı. Başlangıçta üç buçuk yıl sürmesi planlanan mevcut seyahat, geminin yeniden elden geçirildiği Kuzey İrlanda’nın Belfast kentinde 2024 Ekim’inde başladı. Sihanoukville, daha önce de kriz nedeniyle limana sığınan bir yolcu gemisini ağırlamıştı. Şubat 2020’de MS Westerdam adlı gemi, Covid-19 endişeleri nedeniyle beş ülkenin limanına kabul edilmemesinin ardından Kamboçya’ya yanaşmıştı. Gemide 600’den fazlası ABD vatandaşı olmak üzere bin 455 yolcu bulunuyordu. İki hafta boyunca denizde mahsur kalan geminin limana yanaşmasına dönemin Kamboçya Başbakanı Hun Sen, insani gerekçelerle izin vermişti. Yolcuların karaya çıkmasına ve ülkelerine dönmeleri için uçuş düzenlenmesine izin verilmesi Kamboçya’ya uluslararası övgü kazandırmıştı. Haber ; Cem Bayram SEÇEN
İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, kazanın ardından yaptığı açıklamada, ‘Tüm İspanya yas tutuyor,’ dedi. Sánchez, hayatını kaybedenlerin yakınları, kazazedeler ve yaralılarla dayanışma içinde olduğunu ifade etti.
İspanya Ulaştırma Bakanı Óscar Puente, Castilla-La Mancha bölgesinde çarşamba günü meydana gelen hızlı tren kazasına ilişkin soruşturmanın makinistlerin eylemlerinden ziyade Madrid’deki merkezi kontrol merkezinin “açıklanamaz” kararına odaklandığını söyledi. Bölgesel yetkililere göre kazada en az 68 kişi hayatını kaybetti, 58 kişi ise hastanelerde tedavi görüyor. Puente, güvenlik sisteminde yaşanan arızanın ardından Renfe tarafından işletilen hızlı trenin normal seyrine devam etmesine merkezi kontrol merkezinin “açıklanamaz” olarak nitelendirdiği bir talimatın yol açtığını belirtti. Bakan, makinistlerin kazadan sorumlu olmadığını vurgulayarak soruşturmanın söz konusu kararın nasıl alındığını araştırdığını ifade etti. Bakanın verdiği bilgilere göre, sabah saat 08.30 civarında bilgisayar arızası nedeniyle demir yolunun 63 kilometrelik bir bölümünde LZB güvenlik sistemi devre dışı kaldı. Arıza, yaklaşık altı trenin otomatik olarak durmasına neden oldu. Bunun üzerine trafik yönetimini merkezi kontrol merkezi devraldı. Saat 08.36’da, hat üzerindeki kırmızı sinyal hâlâ aktif olmasına rağmen Renfe’ye ait AVE hızlı treninin normal seyrine devam etmesine izin verildi. Tren, saat 08.53 civarında hareketsiz durumdaki Iryo trenine çarpmadan önce yaklaşık 25 kilometre ilerledi.
Puen
te, AVE treninin bunun yerine, otomatik kontrol sistemlerinin devre dışı kalması durumunda uygulanan bir demir yolu güvenlik prosedürü olan “marcha a la vista” kapsamında hareket etmesi gerektiğini söyledi. Bu prosedür uyarınca trenlerin, hat üzerinde bir engelle veya başka bir trenle karşılaşmaları hâlinde durabilecekleri düşük hızda ilerlemeleri gerekiyor. Yetkililer, çarpışma öncesinde trenin tam hızını belirlemek için verileri incelemeyi sürdürüyor. Puente ise trenin söz konusu kesimde saatte 200 kilometre hıza ulaşmış olabileceğini belirtti. Kazayı “bir insanın karşılaşabileceği en zor anlardan biri” olarak nitelendiren Puente, hayatını kaybedenlerin yakınlarına ve kazadan etkilenenlere dayanışma ve başsağlığı mesajı iletti. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, kazanın ardından yaptığı açıklamada, “İspanya’nın tamamı yas tutuyor,” dedi ve hayatını kaybedenlerin yakınları, kazazedeler ve yaralılarla dayanışma içinde olduğunu ifade etti. Sánchez, hükümetin önceliğinin kazazedelere ve ailelerine destek sağlamak, hayatta kalanlara ulaşmak ve kazadan etkilenenlerin maddi ve psikolojik yardım almasını güvence altına almak olduğunu belirtti. Başbakan ayrıca acil müdahale ekipleri ile Sivil Koruma birimlerinin çalışmalarını ve müdahaleye katılan kurumlar arasındaki koordinasyonu övdü. Güvenlik sistemlerinde aksaklık yaşandığının doğrulanması hâlinde hükümetin kararlı bir şekilde harekete geçeceğini vurgulayan Sánchez, ülke genelinde üç günlük ulusal yas ilan edildiğini duyurdu. Söz konusu çarpışma, İspanya’da bu yıl meydana gelen ikinci ölümcül hızlı tren kazası oldu. Ocak ayında Renfe ve Iryo trenlerinin karıştığı bir başka kazada 46 kişi hayatını kaybetmişti. Haber; Cem Bayram SEÇEN
Belgeler arasında 2026’da ABD’nin batısında görüldüğü bildirilen, havada hareketsiz kalabilen ve ardından savaş uçağı hızında hareket eden siyah üçgen biçimli bir cisme ilişkin rapor dikkat çekiyor.ABD Savunma Bakanlığı, tanımlanamayan anormal fenomenlere (UAP) ilişkin gizliliği kaldırılmış belgelerin yedinci bölümünü kamuoyuyla paylaştı. Belgeler arasında 2026’da ABD’nin batısında görüldüğü bildirilen, havada hareketsiz kalabilen ve ardından savaş uçağı hızında hareket eden siyah üçgen biçimli bir cisme ilişkin rapor dikkat çekiyor. Yeni dosyalarda 1950’li yıllara uzanan UFO gözlemleri de yer alıyor. Bakanlığın resmi internet sitesinde erişime açılan belgeler, ABD yönetiminin UAP’ler hakkında sahip olduğu bilgileri kamuoyuyla paylaşma politikasının bir parçası olarak sunuluyor. Ancak belgelerde yer alan tanıklıklar, söz konusu cisimlerin dünya dışı kökenli olduğunu kanıtlamıyor.
Havada asılı kalan siyah üçgen: Savaş uçağı hızında hareket ettiği bildirildiYeni belgelerde en dikkat çeken olaylardan biri, bu yıl ABD’nin batısında gerçekleştiği bildirilen gizemli bir gözlem. Üst düzey askeri yetkililerin tanıklıklarına dayanan rapora göre, kimliği belirlenemeyen siyah bir cisim, açıklanmayan bir bölgede olağan dışı uçuş hareketleri gerçekleştirdi. Raporda cisim, ışığı yansıtmayan mat siyah renkte, üçgen biçimli bir hava aracı olarak tanımlandı. Kanat açıklığının yaklaşık 2,75 ila 4,5 metre arasında olduğu tahmin edildi. Tanıkların ifadelerine göre cisim önce yaklaşık 10 saniye boyunca havada hareketsiz kaldı. Ardından ufuk çizgisinin yaklaşık 60 ila 90 metre üzerine yükselerek 20 saniye daha sabit konumunu korudu. Daha sonra aniden yüksek hızla hareket etmeye başlayarak bir kanyon boyunca savaş uçağına benzer bir hızla ilerledi. Askeri yetkililer, cismin hareketleri sırasında herhangi bir ses çıkarmadığını ve bilinen uçakların aksine görünür bir egzoz izi veya emisyon oluşturmadığını bildirdi. Raporda olayın kesin tarihi ve konumu açıklanmadı. Ayrıca cismin hızına veya hareket özelliklerine ilişkin bağımsız ölçüm verileri de aktarılan bilgiler arasında bulunmuyor. Bu nedenle gözlemin bilinen hava araçlarının fiziksel sınırlarını aştığı sonucuna varmak mümkün değil.
Harvardlı astronom: Dünya dışı teknoloji olabilir mi?Belgelerdeki siyah üçgen raporunu değerlendiren isimlerden biri de Harvard Üniversitesi astronomu Avi Loeb oldu. Dünya dışı yaşam ve olası teknolojik uygarlıklar üzerine yaptığı çalışmalar ve açıklamalarıyla tanınan Loeb, yeni yayımlanan belgeleri ele aldığı blog yazısında iki ihtimal üzerinde durdu. Loeb’e göre temel soru, üçgen biçimli cismin başka bir ülkenin gizli askeri projesi kapsamında mı üretildiği, yoksa dünya dışı bir teknolojiye mi ait olduğu. Astronom, bu tür gözlemlerin bilimsel olarak incelenebilmesi için daha kaliteli verilere ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Loeb’e göre araştırmaların ilerlemesi, ya ABD’nin rakip ülkeler tarafından geliştirilen gizli teknolojileri tespit etmesine yardımcı olacak ya da insanlık dışı kökene sahip bir teknolojinin keşfedilmesini sağlayabilecek.
1950’li yıllardan UFO raporları da yayımlandıYeni belge paketinde yalnızca yakın tarihli gözlemler bulunmuyor. ABD makamlarının onlarca yıl önce kaydettiği bazı UFO ihbarları da kamuoyuna açıldı. Bunlardan biri 15 Mart 1955 tarihine ait. Paul J. Carr adlı bir sivil, Kaliforniya açıklarındaki Catalina Adası’nın Avalon bölgesi üzerinde turuncu renkte parlayan bir cisim gördüğünü bildirdi. Yetkililer, olayın astronomik bir fenomenle ilişkili olabileceğini değerlendirdi ve daha fazla araştırma yapılmasını gerekli görmedi. Ancak Catalina Adası’na ilişkin kayıtlar bununla sınırlı değil. Haziran 1952’de Camp Fox bölgesindeki üç izci, gökyüzünde gümüş renkli uçan daireler gördüklerini bildirdi. Kasım 1953 tarihli başka bir raporda ise adanın üzerinde yuvarlak, morumsu beyaz renkte bir cisim gözlemlendiği belirtildi. 1950’li ve 1960’lı yıllara ait bu raporlar, bölgenin uzun yıllar boyunca çeşitli UFO ihbarlarına konu olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte gözlemlerin aynı türden bir olguyla ilişkili olduğuna dair kanıt bulunmuyor.
Suudi Arabistan üzerinde gizemli cisimBelgelerde ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir B-52 bombardıman uçağının mürettebatı tarafından bildirilen bir gözlem de yer alıyor. 18 Ocak 1957’de Suudi Arabistan üzerinde uçan mürettebat, silah sisteminin hedefleme ekranında tanımlanamayan bir cisim tespit ettiğini bildirdi. Rapora göre cisim, yaklaşık beş ila yedi dakika boyunca uçakla arasındaki mesafeyi korudu. Ardından aniden ilerleyerek Bağdat Uçuş Tanımlama Bölgesi yönünde gözden kayboldu. Belgede cismin ne olduğuna ilişkin kesin bir açıklama bulunmuyor.
Trump yönetimi UFO belgelerini neden açıklıyor?Yeni belgelerin yayımlanması, Trump yönetiminin UAP araştırmalarında daha fazla şeffaflık sağlama hedefinin bir parçası. Savunma Bakanlığı, Mayıs 2026’da yaptığı açıklamada, önceki yönetimlerin UFO konusundaki tartışmaları itibarsızlaştırmaya veya kamuoyunu bu konudan uzaklaştırmaya çalıştığını savunmuştu. Bakanlık, Trump’ın ise kamuoyunun belgelere erişmesini ve içerikleri kendisinin değerlendirmesini sağlayacak azami şeffaflığı hedeflediğini belirtmişti. Son açıklanan dosyalar da bu politikanın devamı niteliğinde. Bununla birlikte tanıklıkların kamuoyuna açılması, raporlardaki iddiaların bilimsel olarak doğrulandığı anlamına gelmiyor. Halk arasında UFO olarak bilinen olaylar, son yıllarda bilimsel araştırmalarda daha geniş kapsamlı bir kavram olan UAP adıyla ele alınıyor. Bu terim, mevcut verilerle hemen açıklanamayan gözlemleri tanımlıyor. Ancak bir cismin tanımlanamaması, onun dünya dışı kökenli olduğu anlamına gelmiyor. NASA’nın Eylül 2023’te yayımladığı bağımsız UAP araştırma raporunda da bu ayrım vurgulanmıştı. Uzay ajansı, incelenen UAP gözlemlerinin dünya dışı uygarlıklardan veya akıllı yaşam formlarından kaynaklandığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştı. Bununla birlikte NASA, bu olayların daha iyi anlaşılabilmesi için kaliteli gözlem verilerinin toplanması, bilimsel yöntemlerin kullanılması ve kamu kurumları arasında daha fazla şeffaflık sağlanması gerektiğini belirtmişti. ABD Savunma Bakanlığı’nın yeni yayımladığı belgeler de bu açıdan önemli bir tartışmayı yeniden gündeme getiriyor: Gizemli hava olaylarına ilişkin tanıklıklar ne kadar dikkat çekici olursa olsun, bunların açıklanabilmesi için bağımsız biçimde incelenebilen bilimsel verilere ihtiyaç duyuluyor. Haber ; Cem Bayram SEÇEN
Mestanlı ve Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği, Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla balo ve dayanışma gecesi düzenledi. Dernek Başkanı Mestaniye Efe, Bulgaristan’da yaşayan Türkler’in eşit vatandaşlık haklarına sahip olması gerektiğini vurguladı. Mestanlı ve Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği tarafından Cumhuriyet’in 103. yılı dolayısıyla “Cumhuriyet Balosu, Dostluk ve Dayanışma Gecesi” düzenlendi. Programa YENİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Öztürk, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, YENİ Parti Bursa İl Başkanı Nihat Yeşiltaş, BAL-GÖÇ
Genel Başkanı Prof.Dr Emin Balkan, dernek yöneticileri ve davetliler katıldı. Gecenin açılış konuşmasını yapan Mestanlı ve Yöresi Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Mestaniye Efe, Balkan ve Rumeli göçmenlerinin tarihsel kökenlerine ve Bulgaristan’da yaşayan Türklerin haklarına dikkat çekti. Efe, “Bulgaristan’daki vatandaşlarımız azınlık değildir. Onlar Bulgar ve Türk halkı olarak bir bütün halinde orada yaşamaktadırlar ve oranın eşit vatandaşlarıdır. Ekonomi çok önemli ama kimlikler, dil, din her şeyden önemli. Hangi ülkede olursak olalım eşit hukuk, eşit adalet ve eşit vatandaşlık sözünün yürütülmesini istiyorum” ifadelerini kullandı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de, Balkan göçmenlerinin Cumhuriyet’e ve Türkiye’ye bağlılığının tartışma konusu yapılmaması gerektiğini söyledi. Özdemir, “Bence Türk olduğumuzu anlatmaya hiçbir zaman gerek yoktur. Çünkü ben ne kadar Türksem Balkan coğrafyası da o kadar Türktür. Hepimiz Türk’üz. Hepiniz Türksünüz, hepiniz cumhuriyetçisiniz, hepiniz Atatürkçüsünüz, hepiniz bu ülkenin sevdalısısınız” diye konuştu. Gemlik Belediye Başkanı Şükrü Deviren, Bursa’nın yıllar içinde sanayi ve liman kenti kimliğiyle büyüdüğünü ve yoğun göç
aldığını belirterek farklı kültürlerin bir arada yaşamasının önemine değindi. Deviren, “103 yıl önce Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının bize emanet ettiği Cumhuriyet’in mirasını bugün birlikte yaşıyoruz. O yüzden ben de ‘Yaşasın Cumhuriyet, yaşasın kardeşliğimiz’ diyorum” dedi.
“BALKAN GÖÇMENLERİ BURSA’YA ÖNEMLİ DEĞERLER KATTILAR”
Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, Balkan göçmenlerinin yaşadıkları zorluklara rağmen Türkiye’de yeni bir hayat kurduklarını ve Bursa’ya önemli katkılar sunduklarını söyledi.
Aydın, “Göç, kaybedilmiş toprakların acı hatıraları kadar, yerini yurdunu bırakarak Türkiye’de yeniden başlamanın ve dik durmanın hikayesidir. Zor bir hikayedir. Ancak Balkan göçmenleri çalışkanlığıyla, vatanseverliğiyle ve dürüstlüğüyle şehrimize önemli değerler katmıştır” şeklinde konuştu. Kendisinin de Mestanlı ile aile bağı bulunduğunu belirten Başkan Aydın, bütün Mestanlıları ve Balkan göçmenlerini selamlayarak Cumhuriyet’in 103. yılını kutladı. YENİ Parti Bursa Milletvekili Hasan Öztürk ise, Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkılması gerektiğini belirterek demokrasi ve özgürlük mesajı verdi. Öztürk, “Biz
Cumhuriyet’ten yana tarafız, Mustafa Kemal Atatürk’ten yana tarafız. Kimin Cumhuriyet’le sorunu varsa, kimin Mustafa Kemal Atatürk’le sorunu varsa onun karşısındayız. Gazetecilerin tutuklandığı, ifade özgürlüğünün neredeyse ortadan kalktığı, insanların iktidarı eleştirme hakkının elinden alınmaya çalışıldığı zor zamanlardan geçiyoruz. Cumhuriyet’in kazanımlarının, eşit yurttaşlığın, seçme ve seçilme hakkımızın ortadan kaldırılmaya çalışıldığı bir baskının farkında olmamız lazım” ifadelerini kullandı. Balo, pasta kesiminin ardından sona erdi. Haber ; Cem Bayram SEÇEN
Telefonlarımız akıllandı, peki ya biz? Sabah gözümüzü açıyoruz, elimiz telefona gidiyor. Daha yüzümüzü yıkamadan bildirimlere bakıyoruz. Kim aramış, kim mesaj atmış, dünyada ne olmuş, sosyal medyada kim ne paylaşmış… Daha yataktan kalkmadan dünyanın bütün yükünü omuzlarımıza alıyoruz! Peki bir sabah uyansak ve telefonlarımız çalışmasa ne olurdu? İnternet yok, sosyal medya yok, mesajlaşma yok, son dakika haberleri yok… Hayat durur muydu, yoksa biz mi durduğumuzu sanırdık? İşte asıl soru bu!
Bir zamanlar telefon vardı, hayat da vardıEskiden birine ulaşmak için ev telefonunu arardık. Evde yoksa beklerdik. Bir arkadaşımızla buluşacaksak saat ve yer belirler, sözleştiğimiz yerde birbirimizi beklerdik. Şimdi ise buluşmaya beş dakika kala mesaj geliyor: “Abi, ben daha evden çıkmadım!” Peki nerede kaldı o eski sözleşmeler? Nerede kaldı kapı çalmanın, hâl hatır sormanın, bir fincan çayın başında saatlerce sohbet etmenin tadı? Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı, buna itirazımız yok. Ancak kolaylık uğruna bazı güzellikleri de yavaş yavaş kaybetmiyor muyuz?
Aynı masadayız ama birbirimizden uzağızBir restorana, bir kahvehaneye ya da bir aile ziyaretine bakın. İnsanlar yan yana oturuyor, fakat herkesin gözü başka bir dünyada. Biri video izliyor, diğeri mesaj yazıyor, öteki fotoğraf paylaşıyor. Masada dört kişi var ama sohbete katılan bazen yalnızca telefonlar! Eskiden misafir geldiğinde çay demlenirdi. Şimdi misafir gelir gelmez Wi-Fi şifresi soruluyor. Hatta bazen insan düşünüyor: Acaba bize mi misafir geldiler, yoksa internetimize mi ? Gülüyoruz ama bu tablonun düşündürücü bir tarafı da var. Birbirimize ayıracağımız zamanı ekranlara teslim ediyor olabiliriz.
Telefon akıllı, bağımlısı kim? Akıllı telefonlar sayesinde dünyanın öbür ucundaki haberi saniyeler içinde öğreniyoruz. Bankacılık işlemlerimizi yapıyor, yolumuzu buluyor, sevdiklerimizle görüntülü konuşuyoruz. Bunların hepsi büyük kolaylık. Ama bir de madalyonun öteki yüzü var: Sürekli bildirim kontrol etmek, telefonu yanımızda bulamayınca huzursuz olmak, birkaç dakika boş kalınca hemen ekrana sarılmak… Bir düşünün; telefonun şarjı yüzde 3’e düştüğünde yaşadığımız telaşı, bazen hayatımızdaki önemli sorunlarda bile yaşamıyoruz! Şarj aleti ararken gösterdiğimiz gayreti, kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırırken de gösterebilsek fena mı olur? Belki de asıl mesele telefonun akıllı olması değil, bizim onu ne kadar akıllıca kullandığımızdır.
Peki, telefonsuz yaşayabilir miyiz?Elbette yaşayabiliriz. İnsanlık akıllı telefonlardan önce de yaşıyor, çalışıyor, haberleşiyor ve mutlu olabiliyordu. Ancak bugün telefonlar yalnızca iletişim aracı değil; işimizin, bankacılığımızın, ulaşımımızın ve günlük hayatımızın da bir parçası. Bu nedenle mesele telefonu tamamen hayatımızdan çıkarmak değil, hayatımızın merkezinden biraz uzaklaştırmak. Yemek yerken telefonu bir kenara bırakmak, sevdiklerimizle konuşurken ekrana bakmamak, yatmadan önce bildirimlerden uzaklaşmak bile önemli bir başlangıç olabilir. Çünkü hayat, ekranda gördüğümüz görüntülerden ibaret değil. Bazen pencereden dışarı bakmak, sokaktaki insanları seyretmek, bir dostun sesini duymak ya da hiçbir şey yapmadan oturmak da insana iyi gelir.
Son söz: Hayatı kaçırmayalımAkıllı telefonlar hayatımıza girdiğinden beri dünya küçüldü, haberler hızlandı, mesafeler azaldı. Fakat bütün bu hızın içinde kendimize ve birbirimize ayırdığımız zaman da azalıyorsa durup düşünmemiz gerekiyor. Teknoloji bizim için çalışmalı; biz bütün hayatımızı teknolojiye göre yaşamamalıyız. Unutmayalım, en güzel anların fotoğrafı çekilmese de hatırası
kalır. Her mutluluğu paylaşmak zorunda değiliz. Her mesaja saniyesinde cevap vermek, her gelişmeyi anında öğrenmek zorunda da değiliz. Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Telefonumuz kapandığında dünyamız mı kararıyor, yoksa gerçek dünyayı yeniden görmeye mi başlıyoruz? Telefonlarımız akıllı olabilir. Ama hayatı nasıl yaşayacağımıza karar verecek olan hâlâ biziz. Bazen en akıllıca hareket, telefonu cebimize koyup karşımızdaki insanın gözlerinin içine bakmaktır…!! Cem Bayram Seçen /Köşe Yazısı