DOLAR %
EURO %
ALTIN 6.774,041,04
BITCOIN 3024920-0.4%
Bursa
29°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

yonetimix

yonetimix

12 Ağustos 2026 Çarşamba

BU DÜNYADAN BİR HÂFIZ BURHAN GEÇTİ

BU DÜNYADAN BİR HÂFIZ BURHAN GEÇTİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sesi plağa sığmayan adam, Makberin unutulmaz sesi ve bir dönemin İstanbul’u

Faik Balkan Demirsu yazıyor

Bazı insanlar vardır… Yaşadıkları dönemle sınırlı kalmazlar. Onlar öldükten sonra da sesleri yaşamaya devam eder.

Yıllar geçer, teknoloji değişir, plakların yerini kasetler, kasetlerin yerini CD’ler, CD’lerin yerini dijital platformlar alır. Ama bir ses vardır ki bütün bu değişimlerin içinden geçerek yeniden karşımıza çıkar. İşte Hâfız Burhan böyle bir sesti. 1897’de İstanbul Aksaray’da dünyaya geldi. Asıl adı Burhâneddin idi. Babası II. Abdülhamid’in silâhşorlarından Tüfekçi Ahmed Bey, annesi ise Feride Hanım’dı. Küçük yaşlardan itibaren sesinin güzelliği fark edildi. Daha hafızlığını tamamlamadan mukabele, mevlid, mersiye okumaya; zâkirlik ve müezzinlik yapmaya başladı. Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun hikâyesinin yalnızca bir sanatçı hikâyesi olmadığını görüyoruz. Bu, aynı zamanda İstanbul’un değiştiği, Osmanlı’nın son yıllarından Cumhuriyet’in ilk dönemlerine geçildiği bir dönemin hikâyesidir. 

AKSARAY’DAN GELEN GÜR SES

Hâfız Burhan’ın çocukluğu İstanbul’un eski mahalle kültürünün içerisinde geçti. Küçük yaşta dini musikiyle tanıştı. Müezzinlik, hafızlık, mevlid ve mersiye… Bunlar onun sesini geliştiren ilk mektep oldu. Fakat Hâfız Burhan’ın sesi cami duvarları arasında kalmayacaktı. Onun sesi önce İstanbul’a, sonra Türkiye’ye ve plaklar aracılığıyla çok daha geniş bir coğrafyaya ulaşacaktı. 1918 yılında hânende olarak Muzıka-yi Hümâyun’a alındı. Ancak burada uzun süre kalmadı ve daha sonra hayatını sesiyle kazanmaya başladı. İşte bu noktadan sonra Hâfız Burhan’ın sanat hayatında bambaşka bir dönem başladı.

GAZELHANLIKTAN PLAK KRALLIĞINA

Hâfız Burhan denildiğinde akla çoğu zaman yalnızca “Makber” geliyor. Oysa Hâfız Burhan bundan çok daha fazlasıydı.Gazel okudu.Şarkı söyledi.Türkü söyledi. Ninni söyledi. Kanto okudu.Tango söyledi.Operet eserleri seslendirdi. Marşlar okudu. Yani bugün bizim “tek bir müzik türüne ait sanatçı” diye tanımlayacağımız bir isim değildi. Döneminin popüler müziğini yakından takip eden ve bunu kendi güçlü sesiyle yorumlayan sıra dışı bir sanatçıydı. TDV İslâm Ansiklopedisi de onun gazel, türkü, şarkı, ninni, kanto, tango, operet ve marş türlerinde çok sayıda eseri plağa okuduğunu belirtiyor. Bu özelliği Hâfız Burhan’ı kendi döneminin çok yönlü sanatçılarından biri haline getirdi.

SONRA “MAKBER” GELDİ…

Ve bir eser çıktı ortaya. Makber. Aslında Makber’in hikâyesi Hâfız Burhan’la başlamamıştı. Eserin sözleri Abdülhak Hâmid Tarhan’ın Makber adlı eserindeki meşhur mısralardan geliyordu. Fakat Hâfız Burhan’ın yorumu bu eseri bambaşka bir yere taşıdı. Abdülhak Hâmid’in eserindeki “Her yer karanlık…” sözleriyle başlayan mersiye, Hâfız Burhan’ın güçlü ve dramatik yorumuyla halkın hafızasında adeta başka bir kimliğe büründü. Öyle ki eser zaman içerisinde Hâfız Burhan’ın adıyla özdeşleşti. Bugün “Makber” denildiğinde Hâfız Burhan’ın sesinin hatırlanmasının sebebi de budur. TDV’ye göre Hâfız Burhan’ın “Makber” icrası çok tutulmuş, sonraki dönem sanatçıları da onun üslubundan etkilenmiştir.

PLAK ÇAĞININ YILDIZI

Bugün bir sanatçının milyonlarca kez dinlenmesini dijital platformların rakamlarıyla ölçüyoruz. Hâfız Burhan’ın döneminde ise ölçü başkaydı: Plak. Bir sanatçının sesi plağa giriyorsa artık o ses yalnızca sahnede ya da radyoda kalmıyordu. Evlere giriyordu. Kahvehanelere giriyordu. Dükkânlarda çalıyordu. İnsanlar plağı tekrar tekrar dinliyordu.Hâfız Burhan bu yeni teknolojinin gücünü çok erken fark eden sanatçılardan biri oldu. Ve plak şirketleri açısından son derece değerli bir isim haline geldi. İstanbul Kültür A.Ş.’nin aktardığı bilgilere göre Hâfız Burhan’ın doldurduğu plakların kesin sayısı tam olarak tespit edilememiştir. Yalnızca Columbia için yüze yakın plak yaptığı belirtilmektedir. Düşünün… Bugün bir sanatçı için yüzlerce kayıt bile büyük bir arşiv sayılırken, yaklaşık bir asır önce aynı sanatçının sesi yüzlerce plak yüzüne yayılıyordu.

SESİ O KADAR GÜÇLÜYDÜ Kİ…

Hâfız Burhan’ın sesinin gücü hakkında anlatılan ilginç bir hikâye de vardır. İstanbul Radyosu’nun Galatasaray Postahanesi’nin üst katındaki ilk yayınlarında, sesinin güçlü olması nedeniyle mikrofona arkasını dönerek okuduğunun söylendiği TDV İslâm Ansiklopedisi’nde yer alır. Bugünün stüdyo teknolojisini düşünün. Mikrofonlar… Ses masaları… Kompresörler…Dijital kayıt sistemleri…Hâfız Burhan’ın döneminde bunların hiçbiri yok. Ama insan sesi vardı. Ve o ses, bir mikrofonu bile zorlayacak kadar güçlüydü.

PLAKLAR HÂFIZ BURHAN’I ZENGİN ETTİ

Hâfız Burhan’ın hikâyesinin en ilginç taraflarından biri de burada başlıyor. Plak yalnızca onun sanatını geniş kitlelere ulaştırmadı. Aynı zamanda ona ciddi bir ekonomik başarı getirdi. İstanbul Kültür A.Ş.’nin yayımladığı biyografik bilgilerde Hâfız Burhan’ın plakları ve konserleriyle şöhret ve zenginliğe ulaşan tek gazelhan olduğu aktarılıyor. Columbia şirketinin onun kayıtlarından elde ettiği ticari başarı da anlatılan hikâyenin önemli parçalarından biri. Ve sonunda… Bugün bize sıradan gelen ama o dönem için olağanüstü bir şey gerçekleşti.

PLAK ŞİRKETİNDEN OTOMOBİL HEDİYESİ!

Hâfız Burhan’ın hayatındaki en ilginç ayrıntılardan biri otomobil hikâyesidir. İstanbul Kültür A.Ş.’nin aktardığı bilgilere göre Columbia plak şirketi, Hâfız Burhan’ın sesinden elde ettiği kazanç nedeniyle sanatçıya bir otomobil hediye etti. Bu otomobil Hâfız Burhan’ı Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk otomobil sahiplerinden biri haline getirdi. Şimdi o günün İstanbul’unu düşünün. Bugün otomobilin sıradanlaştığı bir şehirde yaşıyoruz. Ama Hâfız Burhan’ın yaşadığı yıllarda otomobil hâlâ modernliğin, zenginliğin ve değişen dünyanın sembollerinden biriydi. Bir gazelhan…Bir plak yıldızı…Ve İstanbul sokaklarında otomobiliyle dolaşan bir sanatçı. Bu görüntünün kendisi bile dönemin toplumsal değişimini anlatmaya yetiyor. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Hâfız  Burhan’ın İstanbul’un ilk otomobil sahibi olduğu kesin olarak belgelenmiş bir bilgi değildir. Güvenilir kaynaklarda onun “Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk otomobil sahiplerinden biri” olduğu belirtilmektedir. Bu ayrımı yapmak tarih yazarken önemlidir.

SADECE SANATÇI DEĞİL, ESNAF DA OLDU

Hâfız Burhan’ın hayatındaki bir başka ilginç ayrıntı da plakçılık deneyimidir.  Bir dönem Beşiktaş’ta plakçı dükkânı açtı. Yani plaklarını dolduran, plaklarıyla şöhret kazanan sanatçı bir süre sonra plakların satıldığı dükkânın da sahibi oldu. Fakat bu girişim uzun sürmedi. Dükkânı kapattı ve yeniden sahnelere döndü. Bu ayrıntı bana göre Hâfız Burhan’ın karakterini de anlatıyor. O sadece kendisine söylenen eserleri seslendiren bir sanatçı değildi.Dön emin müzik piyasasının nasıl çalıştığını gören, plak sektörünün içinde yer alan ve kendi yolunu çizen bir isimdi.

BESTEKÂR YÖNÜ DE VARDI

Hâfız Burhan’ı yalnızca yorumcu olarak görmek de eksik olur. Bazı eserlerin müziğini hazırladı ve birkaç eser besteledi. Bunlar arasında uşşak makamındaki “Hasta kalbimde açılmış ebedî bir yarasın” mısraıyla başlayan şarkısı ve nevâ makamındaki gazel tarzındaki “Yeni Ninni” özellikle anılıyor. Yani karşımızda sadece güçlü bir ses değil; yorumlayan, besteleyen, plak dolduran, sahneye çıkan ve müzik piyasasının içinde yaşayan bir sanatçı vardı.

HÂFIZ BURHAN’IN SESİNDE İSTANBUL VARDI

Belki de onu anlamanın en güzel yolu burasıdır. Hâfız Burhan’ın sesinde yalnızca bir müzik türü yoktu.

Eski İstanbul vardı.

Müezzinin sesi vardı.

Gazelhanın sesi vardı.

Tiyatronun sesi vardı.

Plakçının sesi vardı.

Radyonun yeni dünyası vardı.

Ve bütün bunların arasında değişen bir Türkiye vardı. Osmanlı’nın son dönemini görmüş, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına tanıklık etmiş bir sanatçıydı. Bu yüzden onun hayatını okumak, aynı zamanda Türkiye’nin kültürel dönüşümünü okumaktır.

BUGÜN HALA DİNLENİYOR

Hâfız Burhan 1943 yılında hayatını kaybetti.Fakat sesi ölmedi. Bugün dijital müzik platformlarında bile onun kayıtlarına rastlamak mümkün. Apple Music’te “Makber”, “Bereli Kız”, “Sarı Kurdelem Sarı”, “Şendim Ne Gamım Vardı”, “Yârin Bu Kadar Cevri” ve başka eserleri yer alıyor.Odeon’un yayımladığı “Taş Plak Yılları” derlemesinde de Mahur Gazel, Mehtabını Görsem Güzelim, Bereli Kız, İzmir’in İzinde, Setaraban Kanto ve çeşitli gazel ve şarkılarından örnekler bulunuyor. Demek ki yaklaşık bir asır önce plağa kaydedilen bir ses, bugün internet çağında yeniden karşımıza çıkabiliyor. Teknoloji değişiyor. Ama iyi ses kalıyor.

BİR ASIR SONRA HÂLÂ “MAKBER”

Bugün genç kuşakların çoğu belki Hâfız Burhan’ın kim olduğunu bilmiyor. Ama onun seslendirdiği eserlerden biri, özellikle “Makber”, Türk kültür hafızasında yaşamaya devam ediyor. İşte gerçek sanatçının farkı burada. Bir dönem çok ünlü olmak başka şeydir. Bir asır sonra hâlâ hatırlanmak başka şey. Hâfız Burhan ikinci gruptadır.

BU DÜNYADAN BİR HÂFIZ BURHAN GEÇTİ

23 Mayıs 1897’de Aksaray’da doğan Burhâneddin…

Önce hafız oldu.

Sonra müezzin.

Sonra gazelhan.

Sonra plak sanatçısı.

Sonra radyo sanatçısı.

Şarkılar söyledi.

Türküler söyledi.

Kantolar söyledi.

Tangolar söyledi.

Marşlar söyledi.

Mersiyeler okudu.

Ve sonunda bir ses bıraktı arkasında. Öyle bir ses ki, aradan geçen onlarca yıla rağmen hâlâ eski bir taş plağın içinden bize doğru geliyor. O ses bize yalnızca bir şarkı söylemiyor.

Bir İstanbul’u anlatıyor.

Bir dönemi anlatıyor.

Bir kültürü anlatıyor.

Bir sanat anlayışını anlatıyor.

Ve belki en önemlisi, bize şunu hatırlatıyor: Bazı sanatçılar yaşadıkları çağın sanatçısıdır. Bazı sanatçılar ise çağları aşar.Hâfız Burhan da onlardan biriydi. Bu dünyadan bir Hâfız Burhan geçti. Ama sesi… Hâlâ burada.

Yazan ; Faik Balkan Demirsu