04 Ocak 2026 Pazar
Bu soru yeni değil. Ama belki de hiç bu kadar haklı sorulmamıştı. Takvimler ilerliyor, teknoloji uçuyor, veri akıyor… Peki biz? Aynı hızla insan kalabiliyor muyuz, yoksa sadece daha gelişmiş alışkanlıklar mı ediniyoruz? İnsanoğlu bugün hiç olmadığı kadar güçlü. Bir tuşla dünyaya ulaşıyor, bir cümleyle kalabalıkları etkiliyor, bir algoritmayla kaderleri değiştiriyor. Ama aynı zamanda hiç olmadığı kadar kırılgan. Bir bildirimle sevinen, bir yorumla dağılan, bir manşetle öfkelenen bir ruh hâli içindeyiz. Gücümüz arttıkça tahammülümüz azaldı.
Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, şimdi bilgiden kaçmak zor. Her şey ortada ama hiçbir şey sindirilemiyor. Okuyoruz ama anlamıyoruz, görüyoruz ama bakmıyoruz. Hız, derinliğin önüne geçti. Hakikat, etkileşim sayısına yenildi. İnsanoğlu, gerçeği aramaktan çok haklı çıkmayı seçiyor.
Teknoloji bize zaman kazandıracaktı. Öyle denmişti. Oysa bugün en çok şikâyet ettiğimiz şey zamansızlık. Sürekli meşgulüz ama üretken değiliz. Sürekli bağlıyız ama yalnızız. Kalabalıklar içinde, kulaklıklarımızla kendi iç sesimizi bile duyamıyoruz. Bu bir ilerleme mi, yoksa kibarca paketlenmiş bir kayboluş mu?
Doğa ise bu koşuşturmayı sessizce izliyor. Ya da artık sessiz değil. Seller, yangınlar, kuraklıklar… Hepsi aynı soruyu soruyor: “Bu hız kime yetmiyor?” İnsanoğlu doğayı kontrol ettiğini sanırken, aslında onun sabrını test ediyor. Ahlak, vicdan, empati… Bunlar güncellenmeyen yazılımlar gibi geride kaldı. Yeni sürümler çıktı ama eski hatalar hâlâ duruyor. Daha çok şey biliyoruz ama daha az şey hissediyoruz. Daha çok konuşuyoruz ama daha az dinliyoruz. Belki de asıl sorun geleceğin belirsizliği değil, değerlerin belirsizliği.
Peki insanoğlu nereye gidiyor?
Belki Mars’a. Belki dijital evrenlere. Belki yapay zekâyla ortak bir geleceğe. Ama asıl mesele şu: Oraya giderken yanımıza ne alıyoruz? Merhameti mi, kibri mi? Aklı mı, hırsı mı? Çünkü gittiğimiz yerden çok, nasıl gittiğimiz belirleyecek kim olduğumuzu. İlerleme dediğimiz şey, sadece hızlanmaksa durmak gerekir.
Çünkü yönü olmayan hız, sadece savrulmadır. Ve bugün insanoğlu, pusulasını cebinde unutmuş gibi yürüyor. Belki de cevap çok basit ama zor: İnsanoğlu bir yere gitmiyor. Kendinden uzaklaşıyor. Ve asıl yolculuk, geri dönmeyi hatırladığımız gün başlayacak… Editör ; Cem Bayram SEÇEN