DOLAR 48,4288-0,00%
EURO 56,35860,22%
ALTIN 6.857,69-0,60
BITCOIN 3834597-0.77587%
Bursa
30°

AÇIK

SABAHA KALAN SÜRE

yonetimix

yonetimix

07 Eylül 2026 Pazartesi

KONFOR ÇAĞINDA İNSAN OLMAK

KONFOR ÇAĞINDA İNSAN OLMAK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, hayatı kolaylaştırdıkça daha özgür olacağını sanmasıdır.Oysa hayatımızın her alanında bunu tersine çeviren küçük işaretlerle karşılaşıyoruz.Telefonlarımız küçüldükçe dünyamız büyümedi; dikkatimizi verdiğimiz alan daraldı. Bilgiye ulaşmak kolaylaştıkça bilginin kendisi değersizleşti. İnsanlarla iletişim kurmak hiç olmadığı kadar kolaylaştı; buna rağmen yalnızlık, çağımızın en yaygın duygularından biri hâline geldi.Belki de mesele teknolojide değil. Mesele, insanın sahip olduğu imkânlarla ne yaptığıdır.Çünkü teknoloji bize zaman kazandırabilir; fakat o zamanı nasıl kullanacağımızı söylemez.Bilgi verebilir; fakat bize düşünmeyi öğretemez.Bizi birbirimize bağlayabilir; fakat birbirimizi anlamamızı garanti etmez.Tam da burada çağımızın en önemli meselesi ortaya çıkıyor: İnsan, kendi ürettiği hızın gerisinde kalıyor.

HIZIN İÇİNDE KAYBOLAN DÜŞÜNCE

Geçmişte insanın en büyük sıkıntılarından biri bilgiye ulaşamamaktı.Bugün ise tam tersine, bilgi fazlalığından şikâyet ediyoruz.Her gün yüzlerce başlık görüyoruz. Binlerce görüntüyle karşılaşıyoruz. Bir olayın daha ne olduğunu anlamadan başka bir olay gündeme geliyor. Böyle bir dünyada düşünmek giderek zorlaşıyor. Çünkü düşünmek, hızdan farklı bir şeydir.Düşünmek beklemeyi gerektirir.Bir fikrin zihinde dolaşmasına, itirazlarla karşılaşmasına, değişmesine ve olgunlaşmasına izin vermeyi gerektirir.Oysa çağımız bize sürekli acele etmemizi söylüyor. Hemen cevap ver. Hemen yorum yap.Hemen karar ver.Hemen paylaş.Hemen unut.Belki de modern insanın en büyük kaybı budur: Bir şey hakkında düşünmeden önce onun hakkında konuşmaya başlaması.

BİLGİLİ OLMAK, AYNI ŞEYİ BİLGE OLMAK DEĞİLDİR

Çağımızın bilgiye verdiği önem son derece anlaşılır. Fakat bilgi ile düşünceyi birbirine karıştırıyoruz. Bir insan binlerce bilgiye sahip olabilir ve yine de hiçbir konuda derinleşmemiş olabilir. Çünkü bilmek, bir şeyin cevabına sahip olmaktır.Düşünmek ise bazen sorunun kendisini değiştirmektir.Bugün internette neredeyse her sorunun cevabını bulabiliriz.Fakat daha zor bir soru hâlâ bizimle: Doğru soruyu sorabiliyor muyuz? Belki de eğitim sistemlerinin, üniversitelerin ve kültür dünyasının asıl görevi yalnızca cevap vermek değil, insanlara daha iyi sorular sormayı öğretmektir.

ESKİDEN İNSANLAR NEYİ MERAK EDERDİ?

İnsanlık tarihine baktığımızda merakın konusu sürekli değişmiştir.Bir zamanlar insan gökyüzüne bakıp yıldızların ne olduğunu soruyordu.Sonra dünyanın sınırlarını merak etti.Denizleri aştı.Yeni kıtalar keşfetti.Bilimin sınırlarını genişletti.Bugün ise çoğu zaman başkalarının hayatını merak ediyoruz.Kim ne giydi?Kim ne söyledi?Kim kiminle görüştü?Kim nerede tatil yaptı? Kim ne satın aldı? Bunda elbette insan doğasının payı var.Fakat insanlığın merakını yalnızca başkalarının hayatına yöneltmesi, kültürel açıdan düşündürücü bir durumdur. Çünkü merak, uygarlığın yakıtıdır. Merakımızı yalnızca tüketirsek seyirci oluruz. Merakımızı üretime yöneltirsek kültür yaratırız.

KENDİ HAYATIMIZI YAŞARKEN BAŞKALARININ HAYATINI İZLİYORUZ

Çağımızın ilginç çelişkilerinden biri de burada ortaya çıkıyor.Kendi hayatımızı yaşamak için elimizde tarihte hiç olmadığı kadar fazla imkân var.Ama zamanımızın önemli bir bölümünü başkalarının hayatlarını izleyerek geçiriyoruz. Başkasının seyahatini izliyoruz.Başkasının yemeğini görüyoruz.Başkasının evini inceliyoruz.Başkasının mutluluğuna bakıyoruz.Sonra kendi hayatımıza dönüp onun yeterince iyi olup olmadığını sorguluyoruz.Böylece hayat, yaşanan bir deneyim olmaktan çıkıp karşılaştırılan bir görüntüye dönüşüyor.Oysa insan hayatı bir vitrin değildir.Her hayatın görünmeyen tarafları vardır.Bir insanın bize gösterdiği birkaç saniyelik görüntü, onun bütün hayatı değildir.Bu basit gerçeği unutmak, çağımızın en büyük zihinsel yanılgılarından biridir.

SESSİZLİK NEDEN BU KADAR RAHATSIZ EDİYOR?

Belki de üzerinde en fazla düşünmemiz gereken konulardan biri sessizliktir.Eskiden sessizlik, hayatın doğal bir parçasıydı.Bugün ise sessizlik oluştuğu anda telefonumuza bakıyoruz.Otobüste telefon.Asansörde telefon.Beklerken telefon.Yemek yerken telefon.Hatta bazen konuşurken bile telefon.Peki neden?Belki de artık yalnızca sessizlikten değil, kendi düşüncelerimizle baş başa kalmaktan korkuyoruz.Çünkü dış dünyanın gürültüsü sustuğunda insan kendisini duymaya başlar.Ve insanın kendisiyle karşılaşması her zaman kolay değildir.

MEDENİYETİN ÖLÇÜSÜ

Bir toplumun gelişmişliğini yalnızca gökdelenlerinin yüksekliğiyle, yollarının genişliğiyle veya teknolojik ürünlerinin sayısıyla ölçmek eksik olur. Asıl soru daha basittir: İnsanlarına nasıl davranıyor? Yaşlısına nasıl davranıyor? Çocuğuna nasıl davranıyor?Engelli birey için ne kadar alan bırakıyor? Farklı düşünen insanla konuşabiliyor mu? Kamusal alanı nasıl kullanıyor? Çevresine karşı sorumluluk hissediyor mu? Bir toplumun gerçek kültürü, yalnızca müzelerinde veya üniversitelerinde değil, gündelik hayatın küçük davranışlarında görünür. Kırmızı ışıkta beklemek de kültürdür.Sıraya girmek de.Çöpe yere atmamak da.Başkasının hakkına saygı göstermek de.İtiraz eden birini dinleyebilmek de. Belki medeniyet dediğimiz şey, büyük sözlerden çok küçük davranışların toplamıdır.

GELECEĞE NE BIRAKACAĞIZ?

İnsan, tarihte ilk kez sahip olduğu teknolojinin kendi hayatından daha hızlı geliştiği bir dönemde yaşıyor.Yapay zekâ, biyoteknoloji, uzay çalışmaları, otomasyon ve dijital iletişim hayatımızı dönüştürüyor.Fakat teknoloji ilerledikçe daha temel bir soruyla karşı karşıya kalıyoruz: Bütün bunları yapabiliyoruz; peki ne yapmak istediğimizi biliyor muyuz? Çünkü teknik olarak mümkün olan her şey, ahlaki olarak gerekli değildir.Yapabileceğimiz her şeyi yapmak zorunda değiliz. Hızlandırabileceğimiz her şeyi hızlandırmak zorunda değiliz.Üretebileceğimiz her şeyi üretmek zorunda değiliz. İnsanlığın bundan sonraki büyük sınavı belki de teknoloji üretmek değil, teknolojinin içinde insan kalabilmektir.

SON SÖZ

Belki biraz yavaşlamamız gerekiyor.Bir kitabı baştan sona okumak için.Bir insanı gerçekten dinlemek için. Bir fikre hemen tepki vermeden önce düşünmek için. Gökyüzüne bakmak için. Bir kahveyi telefona bakmadan içmek için. Bazen hiçbir şey yapmamak için. Çünkü insan yalnızca üreten, tüketen, çalışan ve konuşan bir varlık değildir.İnsan aynı zamanda düşünen bir varlıktır.Ve düşünce, gürültünün içinde değil, çoğu zaman sessizliğin içinde doğar. Belki de bugün ihtiyacımız olan yeni bir teknoloji değil. Biraz daha insan olmaktır. Yazar ; Faik Balkan DEMİRSU

 

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.