23 Mayıs 2026 Cumartesi
Bursa Türkiye’nin en uzun süredir beklenen ulaşım projelerinden biri olan hızlı tren hattında kritik eşik yaklaşırken, 2026 yılı Bursa açısından “raylı dönüşüm yılı” olmaya aday görünüyor. Bandırma Bursa Yenişehir–Osmaneli Yüksek Hızlı Tren Projesi’nde son açıklamalara göre özellikle Bursa Osmaneli etabında çalışmaların büyük bölümü tamamlanma aşamasına geldi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, bu bölümün 2026’nın ikinci yarısında devreye alınmasını hedeflediğini açıkladı.
Bursa İlk Kez Ulusal YHT Ağına Bağlanacak
Bursa bugüne kadar Türkiye’nin büyük şehirleri arasında doğrudan yüksek hızlı tren bağlantısı olmayan en dikkat çeken merkezlerden biri olarak gösteriliyordu. Proje tamamlandığında Bursa’dan çıkan trenler, Osmaneli üzerinden mevcut yüksek hızlı tren ağına bağlanacak ve şehir; Ankara ve İstanbul başta olmak üzere ana demiryolu koridoruna entegre olacak. Bu gelişmeyle Bursa’nın Türkiye’de YHT ağına bağlanan 12’nci il olması bekleniyor. Projenin Ölçeği Beklenenden Büyük Hızlı tren projesi yalnızca Bursa merkez bağlantısından
ibaret değil. Toplam proje: 201 kilometre uzunluğunda 250 km/s tasarım hızına uygun ,25 tünel , 16 viyadük , yıllık yaklaşık 30 milyon yolcu kapasitesi yüksek miktarda yük taşımacılığı hedefi içeriyor. İlk aşamada hizmete alınması planlanan bölüm ise yaklaşık 106 kilometrelik Bursa Yenişehir Osmaneli hattı olacak. Bandırma yönündeki devam etaplarının ise daha sonraki dönemde tamamlanması planlanıyor.
Yolculuk Süreleri Ne Kadar Düşecek?
Resmî proje hedeflerine göre; Bursa Ankara yaklaşık 2 saat 15 dakika Bursa İstanbul yaklaşık 1 saat 15 dakika seviyesine kadar düşebilecek. Bu süreler, testler ve işletme planına göre açılış sonrası netleşecek. Bursa İçin Ne Değişecek? Hızlı tren yalnızca yolcu taşımayacak. Özellikle: Organize sanayi bölgeleri, ihracat lojistiği, Yenişehir çevresi, Teknosab hattı, turizm ve günübirlik ulaşım üzerinde ciddi etki bekleniyor. Bursa’nın karayolu ağına bağımlılığının bir bölümünün raylı sisteme kayması hedefleniyor. Yaklaşık 14 yıldır gündemde olan proje için artık ilk kez “tamamlanma takvimi” somut biçimde konuşuluyor. Ancak nihai açılış tarihi; test sürüşleri, sinyalizasyon ve işletmeye alma süreçlerine bağlı olacak. Haber ; Cem Bayram SEÇEN
Özel Haber ; Bayramın Ekonomisi, Toplumun Aynası
Kurban Bayramı Türkiye’de yalnızca dini bir ibadet değil; aynı zamanda tarım, hayvancılık, aile ekonomisi ve sosyal yardımlaşmayı aynı anda etkileyen dev bir organizasyon. Her yıl milyonlarca hayvan pazarlara çıkıyor, yüz binlerce üretici gelir elde ediyor ve milyonlarca aile kurban ibadetini yerine getiriyor. Ancak son 10 yıla bakıldığında ortaya çıkan tablo dikkat çekici: Kurban kesim sayıları yüksek seviyesini korusa da tercihler, ekonomik davranışlar ve kesim biçimleri değişiyor.
Rakamlarla Değişim: 2016’dan 2025’e
Aşağıdaki tablo, resmi açıklamalar ve sektör tahminleri üzerinden hazırlanmış yaklaşık karşılaştırmalı görünümü gösteriyor.
| Yıl | Büyükbaş | Küçükbaş | Toplam |
| 2016 | 924 bin | 2,94 milyon | 3,86 milyon |
| 2017 | ~950 bin | ~3 milyon | ~3,95 milyon |
| 2018–2020 | 850–950 bin | 2,7–3 milyon | 3,5–3,9 milyon |
| 2021–2023 | 800–900 bin | 2,5–2,9 milyon | 3,3–3,8 milyon |
| 2024 | 912 bin | 3,08 milyon | ~4 milyon |
| 2025 | 830 bin | 2,5 milyon | 3,33 milyon |
Veriler incelendiğinde Türkiye’nin uzun yıllardır 3–4 milyon bandında kurban kesimi gerçekleştirdiği, ancak son dönemde küçükbaş ağırlığının arttığı görülüyor.
Eskiden “Mahalle Kurbanı”, Şimdi “Planlı Kurban”
2010’ların ortasında birçok aile doğrudan hayvan pazarına gidip seçim yapıyordu. Son yıllarda ise üç yeni eğilim öne çıktı: Hisseli büyükbaş modelinin yaygınlaşması Küçükbaş kurbana yönelim Vekaletle kurban organizasyonlarının büyümesi Özellikle büyük şehirlerde kesim alanı, zaman ve maliyet baskısı nedeniyle organizasyonlu kesim sistemleri daha görünür hâle geldi.
Alım Gücü ve Kurban İlişkisi
Son yıllarda kurban ekonomisinin büyüklüğü dikkat çekiyor. 2025 için yapılan hesaplamalara göre kurbanlık hayvanlara yapılan toplam harcamanın 147 milyar liranın üzerine çıkabileceği öngörüldü. Aynı yıl yaklaşık 750 bin büyükbaş ve 2,6 milyon küçükbaş kesileceği tahmin edildi. Bu tablo önemli bir dönüşüme işaret ediyor: Eskiden aileler bireysel kurban alımını daha çok tercih ederken, son dönemde maliyetlerin artmasıyla ortak hisse, vekalet ve kurumsal organizasyonlar daha görünür hâle geldi.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın paylaştığı verilere göre 2025 Kurban Bayramı’nda Türkiye genelinde 830 bin büyükbaş ve 2,5 milyon küçükbaş olmak üzere toplam 3 milyon 330 bin hayvan kesildi. Yetkililer arz açısından ciddi bir sorun yaşanmadığını açıkladı. Aynı dönemde vekalet yoluyla yapılan kurban organizasyonlarında da rekor seviyeler görüldü; yüz binlerce hisse üzerinden milyonlarca ihtiyaç sahibine et ulaştırıldı.
Sonuç: Sayılar Değişiyor, Gelenek Devam Ediyor
Son 10 yılın verileri Türkiye’de kurban ibadetinin ölçeğinin hâlâ çok büyük olduğunu gösteriyor. Ancak yöntem değişiyor: Eskinin kalabalık hayvan pazarlarından, bugünün planlı organizasyonlarına. Bireysel kesimden, ortak ve vekalet sistemine. Kurban Bayramı hâlâ Türkiye’nin en büyük toplumsal hareketlerinden biri; fakat artık yalnızca dini değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir gösterge olarak da okunuyor.. Haber , Cem Bayram SEÇEN
Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) uzun süredir devam eden kurultay tartışmaları, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği “mutlak butlan” kararıyla yeni bir aşamaya taşındı. Karar, yalnızca bir parti içi hukuk tartışması olarak değil; siyaset, hukuk ve muhalefetin geleceği açısından da geniş yankı uyandırdı. Mahkemenin verdiği karara göre, CHP’nin 4–5 Kasım 2023’te yapılan 38. Olağan Kurultayı hukuken geçersiz kabul edildi. Kararla birlikte, kurultay sonrasında oluşan yönetim yapısına ilişkin de tedbir niteliğinde sonuçlar doğduğu ve önceki yönetimin görevi devralmasının önünün açıldığı aktarıldı.
Hukukta “mutlak butlan”, bir işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına geliyor. Yani mahkeme bir işlemi mutlak butlanla sakatlanmış kabul ettiğinde, o işlem hukuki açıdan hiç yapılmamış gibi değerlendirilebiliyor. Bu kararın CHP özelindeki yorumu ise şu tartışmayı ortaya çıkardı: Eğer kurultay geçersiz kabul edilirse, o kurultay sonucu oluşan yönetim ve sonrasında alınan kararların hukuki statüsü ne olacak? Tartışmanın merkezinde tam olarak bu soru bulunuyor.
Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi; CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında mutlak butlan değerlendirmesi yaptı, Yerel mahkemenin dosyaya ilişkin önceki yaklaşımını kaldırdı, Mevcut yönetimin tedbiren görevden uzaklaştırılması yönünde değerlendirmede bulundu, Önceki yönetimin görevi devralmasına yönelik sonuç doğurabilecek karar verdi. Kararın kapsamı ve uygulanma biçiminin ise sonraki hukuki süreçlerle daha netleşmesi bekleniyor.
Siyasi Etkiler ve İlk Tepkiler
Kararın açıklanmasının ardından siyasi gündem oldukça hareketlendi. CHP cephesinde kararın hukuki ve siyasi olarak değerlendirileceği yönünde açıklamalar gelirken, parti içinde olağanüstü toplantılar ve organizasyon hazırlıkları gündeme geldi. Ankara teşkilatlarının genel merkeze çağrıldığı bilgileri de kamuoyuna yansıdı. Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise yaptığı açıklamada mahkeme kararını tanıdığını ve sürecin ortak akılla yürütülmesi gerektiğini ifade etti. Mevcut CHP Genel Başkanı Özgür Özel tarafında ise mücadele ve siyasi sürecin devam edeceği yönünde mesajlar paylaşıldı. Karara farklı siyasi partilerden de destekleyici ya da eleştirel açıklamalar geldi; bazı çevreler kararı hukuk devleti açısından tartışmalı bulurken, bazı değerlendirmelerde ise yargı sürecinin sonucu olarak görülmesi gerektiği savunuldu.
Kararın yalnızca siyaset alanında değil ekonomik tarafta da etkisi görüldü. Kararın ardından piyasalarda sert dalgalanmalar yaşandığı, özellikle Borsa İstanbul’da gün içi düşüşlerin devre kesici seviyelerine ulaştığı aktarıldı.
Bundan Sonra Ne Olabilir?
Hukukçuların değerlendirmelerine göre süreç burada sona ermiş değil. Kararın uygulanması, olası üst yargı yolları, parti organlarının atacağı adımlar ve siyasi gelişmeler belirleyici olacak. Önümüzdeki dönemde şu başlıklar izlenecek: Kararın kesinleşme süreci Parti yönetiminin atacağı hukuki adımlar Kurultayların ve alınmış kararların statüsü Olası yeni siyasi ve örgütsel süreçler Şu an için tablo netleşmiş değil; ancak karar, Türkiye’de parti içi demokrasi, yargı siyaset ilişkisi ve muhalefetin geleceği açısından son yılların en çok tartışılan gelişmelerinden biri hâline gelmiş durumda. F.M .Haber ; Faik Balkan DEMİRSU
BALKAN yazıyor… Son iki aya bakıyorum… Dünya siyasetinde artık diplomasi değil, anlık ruh hali yönetiliyor. Özellikle Donald Trump cephesinde öyle çıkışlar geliyor ki; Pentagon bile bazen açıklamaları televizyondan öğreniyor olabilir. Bir gün: “Amerika başka ülkelerin savaşına para harcamayacak.” Ertesi gün miting kürsüsünde yumruğu masaya vuruyor , “Gerekirse hepsine gücümüzü gösteririz.” Piyasalar zaten pamuk ipliğinde… Ortadoğu kaynıyor, Rusya Ukrayna hattı hâlâ diken üstünde Çin Tayvan gerilimi ayrı başlık…
Ama dünya artık krizleri devlet aklıyla değil, liderlerin günlük çıkışlarıyla takip ediyor. Trump son haftalarda yine klasik yöntemini devreye soktu Önce sert mesaj ver…! Sonra geri çekil Ardından “Ben sadece pazarlık yapıyorum” havasına gir… Fakat mesele artık emlak pazarlığı değil. Bahsedilen şey dünya güvenliği. İnsan bazen ekrana bakınca şunu düşünüyor Bu kadar büyük meseleler gerçekten sosyal medya diliyle mi yönetiliyor? Bir paylaşım geliyor Petrol fırlıyor, Başka açıklama geliyor… Altın yükseliyor. Trump mikrofonu eline alınca
sadece gazeteciler değil, merkez bankaları da diken üstünde bekliyor. Asıl ilginç taraf şu Trump belirsizlikten besleniyor. Çünkü onun siyaset tarzında netlik yok. Sürekli tansiyon var. Sürekli “acaba ne diyecek?” havası var. Ve dürüst olmak gerekirse bu yöntem çalışıyor da… Çünkü adam ne söylerse dünya konuşuyor. Ama burada tehlikeli bir eşik oluşmaya başladı. Dünya artık kriz açıklamalarına alıştı. İnsanlar “savaş çıkar mı?” sorusunu hava durumu gibi takip ediyor. Bu normal bir şey değil. Eskiden liderler savaş kelimesini dikkatle
kullanırdı. Şimdi seçim meydanı diliyle dış politika yapılıyor. Bir bakıyorsunuz “Barışı ben getiririm.” Beş dakika sonra “Kimse bizimle uğraşamaz.” Hollywood senaryosu gibi… Ama film değil gerçek hayat bu. Ortadoğu’daki bir yanlış hesap milyonlarca insanın hayatını etkileyebilir. Ukrayna’daki gerilim Avrupa ekonomisini sallayabilir. Çin meselesi küresel ticareti kilitleyebilir. Dünya zaten kırılgan… Ekonomiler yavaşlıyor,Toplumlar gergin, Bir de üstüne liderlerin iç politika malzemesi yaptığı dış krizler eklenince ortaya tam anlamıyla küresel sinir harbi çıkıyor.
BALKAN diyor ki: Eskiden dünya liderleri kriz yönetirdi… Şimdi krizler liderleri yönetiyor gibi. Ve en korkutucu tarafı şu Herkes o kadar alıştı ki, artık kimse gerçekten tehlikenin büyüklüğünü hissetmiyor. Ta ki bir gün iş işten geçene kadar… Yazar ; Faik Balkan DEMİRSU
Türkiye uzun yıllardır ekonomik krizler gördü. Devalüasyonlar yaşadı, bankalar battı, gecelik faizlerin fırladığı günler oldu. Ama bugün yaşanan tablo geçmiş krizlerden farklı. Çünkü artık mesele sadece ekonomi değil; toplumun ruh hali de ciddi şekilde değişiyor. Sokakta yürürken insanların yüzüne bakın… Kimsenin konuştuğu şey ideoloji değil artık. Herkes aynı şeyi soruyor “Bu hayat daha ne kadar pahalı olacak?”
Eskiden vatandaş ay sonunu düşünürdü, şimdi hafta sonunu düşünüyor
Market rafları psikolojik savaş alanına dönmüş durumda. İnsanlar ihtiyaç dışı alışveriş yapmıyor ama yine de kasada şaşırıyor. Çünkü fiyat algısı tamamen bozuldu. Dün 50 liraya pahalı denilen ürün bugün 150 liraya “normal” görünmeye başladı. İşte tehlike tam burada başlıyor. Bir toplum yavaş yavaş yoksulluğa alışıyor.
En korkutucu kriz budur
Çünkü ekonomik kriz geçebilir. Ama toplumun beklenti eşiği düşerse, yani
insanlar daha kötü yaşamayı “normal” kabul etmeye başlarsa, ülkenin toparlanması çok daha zor olur. İktidar kanadı sürekli ekonomik programın sonuç vereceğini söylüyor. Muhalefet ise hayat pahalılığı üzerinden sert eleştiriler yapıyor. Ancak gerçek hayat siyaset ekranlarından çok daha ağır ilerliyor. Bugün Türkiye’de orta sınıf sessizce eriyor. Eskiden ev almayı düşünen, araba değiştirmeyi planlayan, çocuk okutmak için yatırım yapan kesim artık yalnızca faturaları hesaplıyor.
Bu çok kritik bir kırılma
Çünkü bir ülkenin omurgası orta sınıftır. Orta sınıf güç kaybettikçe toplumsal huzursuzluk büyür. İnsanlar gelecek planı yapamaz hale gelir. Gençler yurt dışını çözüm olarak görmeye başlar. Bugün üniversite öğrencileri diplomadan çok bağlantı arıyor. Yeni mezunlar hayal değil “asgari geçim” hesabı yapıyor.
Emekliler yıllarca çalışmanın karşılığını değil, ay sonunda eksik kalan market listesini konuşuyor.
Peki neden bu noktaya gelindi?
Çünkü Türkiye uzun yıllardır üretim yerine tüketim ekonomisiyle büyümeye çalıştı. İnşaat odaklı model kısa vadede hareket yarattı ama kalıcı refah üretmedi. Döviz arttığında bütün sistem kırılmaya başladı. Üstelik sadece ekonomik hatalar da değil mesele… Türkiye’de güven duygusu aşınıyor, Ekonomide güven her şeydir. Vatandaş yarına güvenmezse: parasını harcamaz, yatırım yapmaz, üretmez, risk almaz. Bugün piyasalarda yaşanan en büyük problem tam olarak
budur! Belirsizlik kimse doların ne olacağını, kiraların nereye gideceğini, faizlerin nasıl değişeceğini, birkaç ay sonra hayatın nasıl olacağını kestiremiyor. Bu ortamda insanlar doğal olarak savunma psikolojisine giriyor. Bir başka önemli mesele de siyasetin dili… Türkiye’de siyaset uzun zamandır sürekli gerilim üzerinden ilerliyor. Her gün yeni bir tartışma, yeni bir kriz, yeni bir kutuplaşma başlığı ortaya çıkıyor. Oysa toplum artık kavga görmek istemiyor. Vatandaş biraz nefes almak istiyor. İnsanlar ekonomik fedakârlığa bazen sabredebilir. Ama adalet duygusu
zedelenirse, gelir dağılımı bozulursa ve bazı kesimlerin ayrıcalıklı yaşadığı düşünülürse öfke büyür. Bugün sokaktaki en tehlikeli duygu yoksulluk değil; adaletsizlik hissi. Çünkü insanlar artık sadece fakirleştiğini düşünmüyor. Aynı zamanda yükün eşit paylaşılmadığına inanıyor. Ve bu duygu büyüdükçe toplumsal kopuş riski artıyor. Türkiye’nin hâlâ büyük potansiyeli var. Genç nüfusu var. Üretim gücü var.Coğrafi avantajı var. Ama bunların işe yaraması için önce güven ortamının yeniden kurulması gerekiyor. Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda umut meselesidir. Bir ülkede insanlar yarının bugünden daha iyi olacağına inanıyorsa krizler aşılır. Ama toplum umudunu kaybetmeye başlarsa, işte o zaman en büyük alarm çalıyor demektir. Bugün Türkiye tam da o kritik eşikte duruyor. Editör ; Cem Bayram SEÇEN