19 Mayıs 2026 Salı
BALKAN yazıyor… Son iki aya bakıyorum… Dünya siyasetinde artık diplomasi değil, anlık ruh hali yönetiliyor. Özellikle Donald Trump cephesinde öyle çıkışlar geliyor ki; Pentagon bile bazen açıklamaları televizyondan öğreniyor olabilir. Bir gün: “Amerika başka ülkelerin savaşına para harcamayacak.” Ertesi gün miting kürsüsünde yumruğu masaya vuruyor , “Gerekirse hepsine gücümüzü gösteririz.” Piyasalar zaten pamuk ipliğinde… Ortadoğu kaynıyor, Rusya Ukrayna hattı hâlâ diken üstünde Çin Tayvan gerilimi ayrı başlık…
Ama dünya artık krizleri devlet aklıyla değil, liderlerin günlük çıkışlarıyla takip ediyor. Trump son haftalarda yine klasik yöntemini devreye soktu Önce sert mesaj ver…! Sonra geri çekil Ardından “Ben sadece pazarlık yapıyorum” havasına gir… Fakat mesele artık emlak pazarlığı değil. Bahsedilen şey dünya güvenliği. İnsan bazen ekrana bakınca şunu düşünüyor Bu kadar büyük meseleler gerçekten sosyal medya diliyle mi yönetiliyor? Bir paylaşım geliyor Petrol fırlıyor, Başka açıklama geliyor… Altın yükseliyor. Trump mikrofonu eline alınca
sadece gazeteciler değil, merkez bankaları da diken üstünde bekliyor. Asıl ilginç taraf şu Trump belirsizlikten besleniyor. Çünkü onun siyaset tarzında netlik yok. Sürekli tansiyon var. Sürekli “acaba ne diyecek?” havası var. Ve dürüst olmak gerekirse bu yöntem çalışıyor da… Çünkü adam ne söylerse dünya konuşuyor. Ama burada tehlikeli bir eşik oluşmaya başladı. Dünya artık kriz açıklamalarına alıştı. İnsanlar “savaş çıkar mı?” sorusunu hava durumu gibi takip ediyor. Bu normal bir şey değil. Eskiden liderler savaş kelimesini dikkatle
kullanırdı. Şimdi seçim meydanı diliyle dış politika yapılıyor. Bir bakıyorsunuz “Barışı ben getiririm.” Beş dakika sonra “Kimse bizimle uğraşamaz.” Hollywood senaryosu gibi… Ama film değil gerçek hayat bu. Ortadoğu’daki bir yanlış hesap milyonlarca insanın hayatını etkileyebilir. Ukrayna’daki gerilim Avrupa ekonomisini sallayabilir. Çin meselesi küresel ticareti kilitleyebilir. Dünya zaten kırılgan… Ekonomiler yavaşlıyor,Toplumlar gergin, Bir de üstüne liderlerin iç politika malzemesi yaptığı dış krizler eklenince ortaya tam anlamıyla küresel sinir harbi çıkıyor.
BALKAN diyor ki: Eskiden dünya liderleri kriz yönetirdi… Şimdi krizler liderleri yönetiyor gibi. Ve en korkutucu tarafı şu Herkes o kadar alıştı ki, artık kimse gerçekten tehlikenin büyüklüğünü hissetmiyor. Ta ki bir gün iş işten geçene kadar… Yazar ; Faik Balkan DEMİRSU
Türkiye uzun yıllardır ekonomik krizler gördü. Devalüasyonlar yaşadı, bankalar battı, gecelik faizlerin fırladığı günler oldu. Ama bugün yaşanan tablo geçmiş krizlerden farklı. Çünkü artık mesele sadece ekonomi değil; toplumun ruh hali de ciddi şekilde değişiyor. Sokakta yürürken insanların yüzüne bakın… Kimsenin konuştuğu şey ideoloji değil artık. Herkes aynı şeyi soruyor “Bu hayat daha ne kadar pahalı olacak?”
Eskiden vatandaş ay sonunu düşünürdü, şimdi hafta sonunu düşünüyor
Market rafları psikolojik savaş alanına dönmüş durumda. İnsanlar ihtiyaç dışı alışveriş yapmıyor ama yine de kasada şaşırıyor. Çünkü fiyat algısı tamamen bozuldu. Dün 50 liraya pahalı denilen ürün bugün 150 liraya “normal” görünmeye başladı. İşte tehlike tam burada başlıyor. Bir toplum yavaş yavaş yoksulluğa alışıyor.
En korkutucu kriz budur
Çünkü ekonomik kriz geçebilir. Ama toplumun beklenti eşiği düşerse, yani
insanlar daha kötü yaşamayı “normal” kabul etmeye başlarsa, ülkenin toparlanması çok daha zor olur. İktidar kanadı sürekli ekonomik programın sonuç vereceğini söylüyor. Muhalefet ise hayat pahalılığı üzerinden sert eleştiriler yapıyor. Ancak gerçek hayat siyaset ekranlarından çok daha ağır ilerliyor. Bugün Türkiye’de orta sınıf sessizce eriyor. Eskiden ev almayı düşünen, araba değiştirmeyi planlayan, çocuk okutmak için yatırım yapan kesim artık yalnızca faturaları hesaplıyor.
Bu çok kritik bir kırılma
Çünkü bir ülkenin omurgası orta sınıftır. Orta sınıf güç kaybettikçe toplumsal huzursuzluk büyür. İnsanlar gelecek planı yapamaz hale gelir. Gençler yurt dışını çözüm olarak görmeye başlar. Bugün üniversite öğrencileri diplomadan çok bağlantı arıyor. Yeni mezunlar hayal değil “asgari geçim” hesabı yapıyor.
Emekliler yıllarca çalışmanın karşılığını değil, ay sonunda eksik kalan market listesini konuşuyor.
Peki neden bu noktaya gelindi?
Çünkü Türkiye uzun yıllardır üretim yerine tüketim ekonomisiyle büyümeye çalıştı. İnşaat odaklı model kısa vadede hareket yarattı ama kalıcı refah üretmedi. Döviz arttığında bütün sistem kırılmaya başladı. Üstelik sadece ekonomik hatalar da değil mesele… Türkiye’de güven duygusu aşınıyor, Ekonomide güven her şeydir. Vatandaş yarına güvenmezse: parasını harcamaz, yatırım yapmaz, üretmez, risk almaz. Bugün piyasalarda yaşanan en büyük problem tam olarak
budur! Belirsizlik kimse doların ne olacağını, kiraların nereye gideceğini, faizlerin nasıl değişeceğini, birkaç ay sonra hayatın nasıl olacağını kestiremiyor. Bu ortamda insanlar doğal olarak savunma psikolojisine giriyor. Bir başka önemli mesele de siyasetin dili… Türkiye’de siyaset uzun zamandır sürekli gerilim üzerinden ilerliyor. Her gün yeni bir tartışma, yeni bir kriz, yeni bir kutuplaşma başlığı ortaya çıkıyor. Oysa toplum artık kavga görmek istemiyor. Vatandaş biraz nefes almak istiyor. İnsanlar ekonomik fedakârlığa bazen sabredebilir. Ama adalet duygusu
zedelenirse, gelir dağılımı bozulursa ve bazı kesimlerin ayrıcalıklı yaşadığı düşünülürse öfke büyür. Bugün sokaktaki en tehlikeli duygu yoksulluk değil; adaletsizlik hissi. Çünkü insanlar artık sadece fakirleştiğini düşünmüyor. Aynı zamanda yükün eşit paylaşılmadığına inanıyor. Ve bu duygu büyüdükçe toplumsal kopuş riski artıyor. Türkiye’nin hâlâ büyük potansiyeli var. Genç nüfusu var. Üretim gücü var.Coğrafi avantajı var. Ama bunların işe yaraması için önce güven ortamının yeniden kurulması gerekiyor. Ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda umut meselesidir. Bir ülkede insanlar yarının bugünden daha iyi olacağına inanıyorsa krizler aşılır. Ama toplum umudunu kaybetmeye başlarsa, işte o zaman en büyük alarm çalıyor demektir. Bugün Türkiye tam da o kritik eşikte duruyor. Editör ; Cem Bayram SEÇEN
Bursa Venüs Okulları tarafından düzenlenen 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları; şiirler, halk oyunları, spor gösterileri ve öğretmenlerin sürpriz performansıyla büyük beğeni topladı.
Bursa Venüs Okulları, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı birbirinden renkli etkinliklerle kutladı. Okulun etkinlik bahçesinde gerçekleşen program, öğrenci ve velilerin yoğun katılımıyla adeta bayram şölenine dönüştü. Kutlama programında öğrenciler tarafından okunan şiirler duygu dolu
anlar yaşatırken, sahnelenen zeybek ve roman havası gösterileri izleyenlerden tam not aldı. Spor ve akrobasi performansları ise büyük alkış topladı.
ÖĞRETMENLERDEN 19 MAYIS SÜRPRİZİ
Programın finalinde ise öğretmenlerin hazırladığı sürpriz oyun havası performansı geceye damga vurdu. Enerjileri ve sahne performanslarıyla izleyenleri coşturan öğretmenler, dakikalarca ayakta alkışlandı.
Okul yönetimi, 19 Mayıs ruhunu gençlerle birlikte coşku ve birlik içerisinde yaşamanın
mutluluğunu yaşadıklarını belirterek, programa katkı sunan tüm öğrenci, öğretmen ve velilere teşekkür etti.
ERZİNCANLIOĞLU’NDAN ANLAMLI AÇIKLAMA
Günün anlam ve önemine dair konuşan Bursa Venüs Okulları kurucusu Ali Erzincanlıoğlu ise şu ifadeleri kullandı: “19 Mayıs; gençliğe duyulan güvenin, bağımsızlık ruhunun ve birlik beraberliğin en güçlü simgelerinden biridir. Bugün burada
öğrencilerimizin enerjisi, öğretmenlerimizin özverisi ve velilerimizin desteğiyle çok güzel bir atmosfer oluştu. Venüs Kampüs olarak bizler sadece akademik başarıya değil; milli değerlerine sahip çıkan, özgüvenli ve sosyal bireyler yetiştirmeye de büyük önem veriyoruz. Bu anlamlı günde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.” Haber ; Cem Bayram SEÇEN
2026 Eurovision Şarkı Yarışması’nı Bulgaristan kazandı. Avusturya’nın başkenti Viyana’da düzenlenen yarışmada Bulgaristan adına sahne alan Dara, “Bangaranga” şarkısıyla 516 puan alarak birinci oldu. Protestoların odağındaki İsrail ise yarışmayı ikinci sırada tamamladı. 2026 Eurovision Şarkı Yarışması’nın
kazananı belli oldu. Herkesin merak ettiği Eurovision’da birinci kim oldu sorusunun yanıtı merak edildi.Viyana’daki Wiener Stadthalle’de gerçekleşen ikinci yarı finalde sahne alan Bulgaristan, Ukrayna, Norveç, Avustralya, Romanya, Malta, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Arnavutluk, Danimarka ve Çekya finale geçerken, Azerbaycan, Lüksemburg, Ermenistan, İsviçre ve Letonya yarışmaya veda etti. Viyana’da
düzenlenen dev organizasyonda Bulgaristan’ı temsil eden Dara, “Bangaranga” adlı performansıyla 516 puan alarak Eurovision 2026 şampiyonu oldu.
İsrail bu sene yarışmada boykot edildi. Beş ülke İsrail’in yarışmaya dahil edilmesine karşı çıkarak yarışmayı boykot etme kararı aldı. İspanya, Slovenya, İrlanda, İzlanda ve Hollanda Eurovision’dan çekilme kararı almıştı.
Yarışmada protestolarla gündeme gelen İsrail
ise ikinci sırada yer alırken Romanya ise üçüncü oldu. Yarışmada Birleşik Krallık 1 puanla sonuncu sırada kaldı. Haber ; Cem Bayram SEÇEN
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre son 7 aylık dönemdeki yağışlar, 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, bu yıl nisan ayında yağışlar normaline göre yüzde 50, geçen yılın nisan ayına göre de yüzde 19 arttı. Yağışlar 7 aylık dönemde son 66 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Meteorolojik kuraklık değerlendirmelerine göre son aylarda ülke genelinde etkili olan yağışlarla birlikte meteorolojik kuraklığın şiddetinde azalma
gözlendi. Akdeniz Bölgesi’nde son 24, İç Anadolu Bölgesi’nde ise son 23 yılın en yüksek nisan ayı yağışı kaydedildi. Nisan ayında en fazla yağış alan bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi, en fazla yağış alan il ise metrekareye 229.3 kilogram ile Siirt oldu. En az nisan yağışı metrekareye 39.1 kilogram ile İstanbul’da kaydedildi. Antalya, Osmaniye, Rize ve Siirt’te son 66 yılın en yüksek nisan ayı yağışları gerçekleşti. Haber ; Cem Bayram SEÇEN